Ramazan geldi.
Çorum’un sokaklarında yine bir telaş var.
Fırınların önünde pide sırası, marketlerde iftarlık alışverişi…
Belediyelerin, vakıfların, hayırseverlerin yardım organizasyonları…
Allah kabul etsin.
Gerçekten de bu topraklar, paylaşmayı bilen topraklardır.
Kapısı çalındığında “yok” demeyi beceremeyen bir şehirde yaşıyoruz.
Ama tam da bu yüzden bir soruyu sormak zorundayız:
Biz her yıl yardımı artırırken, neden yoksulluk azalmıyor?
Her Ramazan aynı ailelere aynı koliler gidiyorsa, burada düşünmemiz gereken bir şey yok mudur?
Dinimiz sadakayı emreder. Ama sadaka, adaletin alternatifi değildir.
Kur’an’da ölçü ve tartıda adalet emredilir.
Peygamber Efendimiz (sav), “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyurur.
Bu sadece bireysel bir uyarı değil, toplumsal bir ölçüdür.
Bir şehirde insanlar geçim sıkıntısı çekiyorsa,
gençler iş bulma umudunu başka şehirlere göçerek arıyorsa,
emekli ay sonunu hesapla geçiriyorsa, orada sadece yardım kampanyaları yetmez.
Orada düzeni konuşmak gerekir.
Yanlış anlaşılmasın.
Bir koli erzak küçümsenecek bir şey değildir.
Bir sofraya misafir olmak kıymetlidir.
Bir yetimin başını okşamak ibadettir.
Ama asıl mesele şudur:
O yetim büyüdüğünde yine yardıma muhtaç kalacak mı, yoksa ayakları üzerinde durabilecek mi?
İslam’ın hedefi sürekli yardım alan bir toplum değildir.
Onurlu, üretken, kimseye muhtaç olmayan bir toplumdur.
Hz. Ömer döneminde zekât verecek insan bulunamadığı rivayet edilir.
Bu, sadece cömertliğin değil; kurulan adalet düzeninin sonucudur.
Biz de kendimize şu soruyu sormalıyız:
Ramazan’dan Ramazan’a mı merhametliyiz, yoksa yılın on iki ayı adil miyiz?
Ramazan sabır ayıdır. Ama sabır, haksızlığı normal görmek değildir.
Şükür önemlidir.
Ama şükür, eksilen alım gücünü konuşmamak değildir.
Bir şehir büyüyorsa, yapılar yükseliyorsa, bütçeler artıyorsa, aynı oranda insanın hayatı da iyileşmelidir.
Bir baba çocuğuna geçen yıldan daha iyi bir iftar sofrası kuramıyorsa, orada oturup sadece “yardım ettik” demek yetmez.
Çünkü yardım geçicidir. Adalet kalıcıdır.
Ramazan gösteriş ayı değildir.
Niyet ayıdır.
İnfak, fotoğraf karesine sığdırılacak bir PR çalışması değildir.
Sağ elin verdiğini sol el görmemelidir derken, aslında bize ölçü öğretilmiştir.
Bu şehirde, bu ülkede, bu ümmet coğrafyasında mesele;
insanları bir ay doyurmak değil, onları sürekli muhtaç kalmaktan kurtarmaktır.
Belki de bu Ramazan’da şu duayı etmeliyiz:
“Allah’ım, bizi sadece yardım edenlerden değil; adaleti tesis edenlerden eyle.”
Çünkü biz inanıyoruz ki, hesap sadece sandıkta değil, mahşerde de var.
Ve o gün sorulacak soru şu olabilir:
“İmkânın vardı.
Yetkin vardı.
Gücün vardı.
Peki adaletin var mıydı?”
Ramazan belki de tam olarak bunun için var:
Önce kendimizi, sonra yönettiklerimizi vicdan terazisinde tartmak için.