1. Bölüm

Köy Enstitülerinin belki de en önemli özelliği, eğitimi yaşamdan koparmamış olmasıydı. Toprakla uğraşan, üretim yapan, yapı yapan, kitap okuyan, sanatla ilgilenen öğrenci aynı zamanda yaşadığı çevrenin sorunlarını tanımaya çalışıyordu. Sağlık da bu bütünün doğal bir parçasıydı.

Bugün eğitim programlarımızda sağlık eğitiminin yeri üzerine konuşurken, yaklaşık seksen yıl önce köy çocuklarına sağlık bilgisi kazandırılmasının ve öğretmenlerin köylere giderken sağlık dolabı götürmesinin taşıdığı anlamı yeniden düşünmek gerekir.

Bu nedenle kitap, yalnızca geçmişi anlatmıyor. Bize aslında bugün için de bir soru yöneltiyor:

Eğitim, insanın yaşamını değiştirmiyorsa ne işe yarar? Köy Enstitülerinin yanıtı açıktı: Eğitim; insanı bilinçlendirecek, üretken hale getirecek, yaşadığı çevreyi değiştirecek ve daha sağlıklı bir toplumun kurulmasına katkı sağlayacaktı.

Üç yazar, üç farklı birikim: Bu kitabı değerli kılan bir başka özellik de üç yazarın birikimlerinin aynı çalışmada buluşmuş olmasıdır.

Pakize Türkoğlu, Köy Enstitülerinin yaşayan hafızalarından biri olarak yalnızca araştırmacı kimliğiyle değil, bizzat o eğitim dünyasının içinden gelen tanıklığıyla da ayrı bir yere sahipti. Kitabın sunuşunda onun imzasının bulunması, çalışmaya farklı bir anlam kazandırıyor. Pakize Türkoğlu'nun 2023 yılında aramızdan ayrılmış olması ise bu kitabı aynı zamanda onun Köy Enstitüleri davasına bıraktığı değerli çalışmalardan biri haline getiriyor.

Mualla Aksu, sağlık ve eğitim alanındaki akademik birikimiyle çalışmanın bilimsel yönünü güçlendiren isimlerden biri. Sağlık eğitimini yalnızca tarihsel bir konu olarak değil, bilimsel veriler ve mesleki deneyim ışığında ele alıyor.

Ve Hilmi Uysal...

Hilmi Uysal'ı ben yalnızca bugün ortaya koyduğu akademik çalışmalarıyla tanımıyorum. Onu gençlik yıllarımızdan, lise sıralarından tanıyorum. O yıllardan bugüne taşıdığı iyi niteliklerini, çalışkanlığını ve insana değer veren yönünü bilenlerdenim. Yıllar sonra böyle kapsamlı ve toplumsal değeri yüksek bir çalışmanın içinde adını görmek, elbette benim için kitabın anlamını biraz daha farklılaştırıyor. Ancak dostluk başka, bir eserin hakkını teslim etmek başkadır.

Bu kitabı değerli bulmamın nedeni Hilmi Uysal'la geçmişten gelen arkadaşlığımın ötesinde üç yazarın ciddi bir emekle, belge ve veriler üzerinden Köy Enstitülerinin ihmal edilmiş bir yönünü gün ışığına çıkarmış olmalarıdır.

Geçmişi bilmek, bugünü anlamaktır. Köy Enstitüleri 1954 yılında kapatıldı. Fakat onların yetiştirdiği insanların, taşıdığı düşüncenin ve eğitim anlayışının etkisi bitmedi.

Sağlık Ekseniyle Köy Enstitüleri bize bu etkinin yalnızca eğitim alanında olmadığını gösteriyor. Kitap, Köy Enstitülerinin köyün sağlığına, sağlık bilgisine, koruyucu hekimlik anlayışına ve sağlık insan gücünün yetiştirilmesine verdiği önemi belgeleriyle ortaya koyuyor. Üstelik bunu geçmişe duyulan romantik bir özlemle değil, araştırmacı bir titizlikle yapıyor.

Bu yönüyle kitap, yalnızca Köy Enstitülerine ilgi duyanların değil; eğitim tarihini, sağlık tarihini, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarını ve Türkiye'nin toplumsal dönüşümünü anlamak isteyen herkesin okuması gereken bir çalışma. Zira bugün hâlâ eğitim ve sağlık sorunlarını tartışıyorsak, geçmişte bu sorunlara hangi gözle bakıldığını bilmek zorundayız.

Köy Enstitüleri bize şunu anımsatıyor. Bir ülkenin kalkınması yalnızca okul yapmakla olmaz. Okulun insanı, insanın da toplumu değiştirebilmesi gerekir.

Sağlık Ekseniyle Köy Enstitüleri, bu büyük eğitim ve aydınlanma deneyiminin çoğu zaman gözden kaçırılan sağlık yüzünü ortaya çıkararak önemli bir boşluğu dolduruyor.

Üç değerli araştırmacının emeğiyle ortaya çıkan bu kitap, geçmişe tutulmuş bir ışık olduğu kadar, bugünün eğitim ve sağlık anlayışını yeniden düşünmemiz için de bir çağrı niteliğinde.

Belki de kitabın en anlamlı mesajı şudur: Sağlıklı toplum, yalnızca hastalıkları tedavi ederek değil; bilgili, bilinçli ve sorumluluk sahibi insan yetiştirerek kurulur.