1. Bölüm
Türkiye'nin eğitim tarihine damgasını vuran Köy Enstitüleri üzerine bugüne kadar çok şey yazıldı, çok şey söylendi. Kimi onları Cumhuriyet'in en özgün eğitim hamlesi olarak değerlendirdi, kimi yetiştirdiği öğretmenler üzerinden ele aldı, kimi de yarım bırakılmış bir aydınlanma projesi olarak gördü. Fakat Köy Enstitülerinin sağlık boyutu üzerinde, eğitim boyutu kadar kapsamlı ve belgeli çalışmalar yapıldığını pek söyleyemeyiz.
İşte Hilmi Uysal, Mualla Aksu ve Pakize Türkoğlu tarafından hazırlanan Sağlık Ekseniyle Köy Enstitüleri – Sağlık Eğitimiyle Canlandırılacak Köy adlı kitap, tam da bu eksikliği gidermeye yönelik önemli bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor.
Kitabın değeri, yalnızca Köy Enstitülerinde sağlık eğitiminin bulunduğunu anlatmasından kaynaklanmıyor. Asıl değerli yanı, bu konuyu belgeler, istatistikler, arşiv bilgileri, kitaplar, tezler, görüşmeler ve tanıklıklar üzerinden araştırmasıdır.
Köy Enstitülerini yalnızca köy çocuklarını öğretmen yapmak amacıyla kurulmuş kurumlar olarak değerlendirmek, bu büyük projenin bütününü anlamamıza yetmez. Zira amaç, köyü eğitimin yanında, sosyal, ekonomik ve sağlık bakımından da değiştirmekti.
Cumhuriyet'in nüfusunun büyük bölümünün köylerde yaşadığı bir dönemde, köylere eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlerin ulaştırılması başlı başına büyük bir sorundu. Köy Enstitüleri bu soruna farklı bir anlayışla yaklaştı. “Üretim içinde eğitim” anlayışıyla yetiştirilen öğretmenin yalnızca ders veren bir kişi olması düşünülmüyordu. O öğretmen, bulunduğu köyün yaşamına dokunacak; sağlık konusunda da bilgili olacak, çevresine sağlık bilinci kazandıracaktı.
Daha sonra kurulan Köy Enstitüleri Sağlık Kolları ise bu anlayışı bir adım daha ileri götürdü. Burada yetiştirilen köy sağlık memurları; doktorun bulunmadığı, hastaneye ulaşmanın son derece güç olduğu köylerde halkın sağlık sorunlarıyla ilgilenecek, koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaşmasına katkıda bulunacaktı.
Bu, dönemin koşulları düşünüldüğünde son derece ileri bir anlayıştır. Kitabın en güçlü yanlarından biri de duygusal bir Köy Enstitüsü övgüsüyle yetinmemesi.
Sayılara ve verilere başvuruyor.
Sağlık memurlarının yıllara göre sayıları, nüfus artışı, kentleşme, bebek ölüm hızları, sıtma ve trahom gibi dönemin önemli sağlık sorunları karşılaştırmalı olarak ele alınıyor. Özellikle 1940-1950 yılları arasındaki sağlık hizmetlerindeki değişim dikkat çekici biçimde ortaya konuluyor.
Köy Enstitüleri Sağlık Kollarının 1943 yılında kurulmasından sonra sağlık memurlarının yetiştirilmesi ve köylere gönderilmesi, Cumhuriyet'in köydeki sağlık politikasına önemli bir insan gücü kazandırmıştır.
Kitapta verilen bilgilere göre yaklaşık 1.600 köy sağlık memurunun yetiştirilerek kırsal alanda görevlendirilmesi, bu çabanın boyutunu göstermesi bakımından oldukça önemlidir.
Daha da önemlisi, bu insanların yalnızca hastalık ortaya çıktığında müdahale etmeleri değil, koruyucu sağlık anlayışını köylere taşımaları amaçlanmıştır. Sıtma ve trahom gibi hastalıklarla mücadelede ortaya çıkan değişimlere ilişkin grafik ve tablolar da kitabın araştırmacı niteliğini güçlendiriyor.
Burada önemli olan yalnızca rakamların düşmesi veya yükselmesi değildir. Asıl önemli olan, Cumhuriyet'in ilk yıllarında “sağlıklı toplum” düşüncesinin nasıl bir devlet ve eğitim politikası haline getirilmeye çalışıldığını görebilmektir.
Devam edecek.