Bir şehrin haritasına baktığınızda ne görürsünüz?

Caddeler, sokaklar, mahalleler, meydanlar…

Binalar, parklar, okullar…

Peki ya göremediklerimiz?

Bir sokağın köşesinde saklanan çocukluğumuzu, bir dükkânın önünden geçerken bizi yıllar öncesine götüren o kokuyu, bir okul kapısında hâlâ izi duran bir vedayı haritada nereye koyacağız?

İşte bugün size başka bir Çorum’dan söz etmek istiyorum.

Haritada olmayan Çorum’dan.

Çünkü bir şehrin gerçek hikâyesi yalnızca yollarında, binalarında ve meydanlarında yazmaz.

O hikâye insanların hafızasında yaşar.

Ve ben, Çorum'a biraz da buradan bakmak istiyorum.

*

Hepimizin bir Çorum'u var.

Aynı caddeden geçiyoruz ama aynı şehri yaşamıyoruz.

Birimiz için bir sokak çocukluğumuzdur.

Birimiz için ilk işimize gittiğimiz yoldur.

Bir başkası için yıllardır görmediği birini hatırlatan bir köşedir.

Bir fırından yükselen ekmek kokusu, kimse için sıradan olmayan bir sabahı yeniden getirebilir.

Bir şarkı, bir meydan, eski bir dükkân tabelası…

Bazen küçücük bir ayrıntı, insanın hafızasında koca bir şehri ayağa kaldırır.

Demek ki şehir dediğimiz şey yalnızca “nerede yaşadığımız” değildir.

Biraz da “neleri hatırladığımızdır.”

*

Çocukken geniş gelen sokaklar bugün neden daha dar geliyor?

Eskiden kocaman görünen bir bina neden şimdi küçücük?

Bir zamanlar saatlerce oturduğumuz bir park neden bugün bize başka türlü bakıyor?

Çünkü değişen yalnızca şehir değil.

Biz de değişiyoruz.

Şehir büyüyor, binalar değişiyor, yollar yenileniyor.

Ama insanın zihnindeki şehir başka bir yerde yaşamaya devam ediyor.

Belki de bu yüzden insan yıllar sonra doğduğu mahalleye gittiğinde yalnızca bir sokağı değil, kendinin eski hâlini arıyor.

*

Bir de şehrin görünmeyen insanları var.

Her sabah aynı saatte dükkânını açan esnaf…

Çocuğunu okula yetiştiren anne…

Sabahın erken saatinde işe giden emekçi…

Okul yolunda yürüyen öğrenci…

Yıllardır aynı bankta oturan yaşlı adam…

Bazen her gün gördüğümüz hâlde hikâyesini hiç bilmediğimiz insanlar.

Yan yana yaşıyoruz.

Aynı kaldırımları kullanıyoruz.

Aynı havayı soluyoruz.

Ama birbirimizin hayatına ne kadar dokunuyoruz?

Modern şehir hayatının en büyük çelişkilerinden biri belki de burada:

Kalabalıklarımız arttıkça birbirimize olan mesafemiz artabiliyor.

Apartmanlarımız yükseliyor.

Ama bazen komşuluğumuz azalıyor.

Telefonlarımızda yüzlerce insan var.

Ama kapımızı çalıp gerçekten “Nasılsın?” diye soranların sayısı azalıyor.

Oysa insan sadece bir evin içinde değil, bir topluluğun içinde de kendini güvende hisseder.

Belki de şehirleri konuşurken biraz daha fazla bunu konuşmalıyız.

*

Peki Çorum'un görünmeyen haritasında başka neler var?

Gençlerin kendilerini ait hissettiği yerler…

Çocukların özgürce oynayabildiği alanlar…

Kadınların kendilerini rahat hissettiği mekânlar…

Yaşlıların hayata karışabildiği meydanlar…

İnsanların birbirine selam verdiği sokaklar…

Geçmişi hatırlatan yapılar…

Ve hepimizin içinde taşıdığı, başkasının göremediği küçük küçük Çorumlar…

Bundan sonra biraz bunların peşinden gitmek istiyorum.

Çünkü bir şehri anlamanın yolu bazen onun en büyük binasına bakmaktan değil, en küçük ayrıntısını fark etmekten geçer.

*

Belki siz de bir gün yürürken çevrenize biraz daha dikkatli bakarsınız.

“Ben bu şehrin neresindeyim?” diye değil…

“Bu şehir benim hayatımın neresinde?” diye sorarsınız.

Belki bir sokak cevap verir.

Belki eski bir dükkân.

Belki bir park.

Belki de yıllardır fark etmeden yanından geçtiğiniz bir insan…

Çünkü şehir dediğimiz şey beton, asfalt ve binalardan ibaret değil.

Şehir, hatırladıklarımızdır.

Şehir, özlediklerimizdir.

Şehir, kaybettiklerimizdir.

Şehir, karşılaştığımız insanlardır.

Ve en önemlisi…

Şehir, birlikte yazdığımız hikâyedir.

Ben bu köşede biraz da o hikâyenin peşinden gitmek istiyorum.

Bazen geçmişe bakacağız, bazen bugünü sorgulayacağız, bazen de geleceğe dair sorular soracağız.

Cevapların hepsini benim vermemi beklemeyin.

Çünkü bazı soruların en güzel cevabı, şehrin kendisinde ve onu yaşayan insanlardadır.

Çorum'un görünmeyen haritasını birlikte açmak dileğiyle…

Gelecek hafta, bu haritanın ilk izini süreceğiz: Bir şehrin hafızası nerede saklanır?