Bir ev vardı...

Kapısını Mustafa Kemal açmıştı.

İçeriye şehit anaları girmişti.

Yoksul köylüler girmişti.

Öğretmenler, işçiler, Kuvayı Milliyeciler girmişti.

O evin harcında makam hırsı değil, vatan kaygısı vardı.

Yıllarca o evin önünden geçerken insanlar başlarını kaldırıp baktılar.

O ev sıradan bir bina değildi.

Cumhuriyetin hafızasıydı.

Kurucularından kalan bir emanetti.

Aklıma hep şu soru geliyor: Bir bina dışarıdan yıkılamıyorsa, içeriden mi çökertilir?

Sayın Kılıçdaroğlu...

Bu soruyu sormak artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Çünkü yıllarca size inanan insanlar bugün sadece seçim yenilgilerini konuşmuyor.

Onlar geçen zamanı konuşuyor.

Kaybolan umutları konuşuyor.

Boşa harcanan yılları konuşuyor.

Daha önemlisi, tam iktidar yoluna girildiği düşünülen bir dönemde CHP'nin neden yeniden kendi iç kavgalarının içine çekildiği konuşuluyor.

On üç yıl...

Bir siyasi parti için az bir süre değildir.

Bir neslin siyaset anlayışını değiştirecek kadar uzun bir zamandır.

Bu süre boyunca partinin bütün önemli kararları sizin imzanızı taşıdı.

Adayları siz belirlediniz.

Yönetimleri siz oluşturdunuz.

Stratejileri siz kurdunuz.

Başarılar varsa pay sahibi olduğunuz gibi, başarısızlıkların da doğal sorumlusu oldunuz.

Fakat bugün toplumun hafızasında asıl kalan şey başka...

Kaybedilen seçimlerden çok, her yenilgiden sonra değişmeyen anlayış.

Her başarısızlığın ardından ortaya çıkan yeni mazeretler.

Her seferinde biraz daha büyüyen hayal kırıklığı...

İnsanlar yıllarca sabretti.

“Bu kez olacak” dedi.

“Bir sonraki seçimde değişim gelecek” dedi.

Sonunda gördükleri şey değişim yerine aynı döngünün tekrarından ibaret oldu.

Şimdi ise daha ağır bir tabloyla karşı karşıyayız.

Zira bugün yaşananlar yalnızca bir liderlik tartışması değildir.

Bir kurultay meselesi de değildir.

Mesele, iktidara en çok yaklaşıldığı bir dönemin ardından CHP'nin yeniden iç kavganın merkezine çekilmiş olmasıdır.

İnsanlar doğal olarak şunu soruyor:

Bu kime yarıyor?

Cumhuriyet Halk Partisi güç kaybederken kim kazanıyor?

Muhalefet kendi içinde parçalanırken kim rahatlıyor?

Cumhuriyetin kurucu partisinin enerjisi kendi içine yönelirken bundan memnun olanlar kimler?

Bu soruların yanıtı, bugünkü tartışmalardan daha önemlidir.

Zira tarihte bazı yanlışlar hata olarak kalmaz.

Sonuçları nedeniyle kuşku yaratır.

Toplumun geniş kesimlerinde bugün oluşan duygu tam da budur.

İnsanlar artık yalnızca yanlış yapıldığını düşünmüyor.

Bu yanlışların neden sürekli aynı yönde sonuç verdiğini sorguluyor.

Cumhuriyetin kurucu partisinde umudu büyütmek yerine umutsuzluğu büyüten,

Birliği güçlendirmek yerine ayrışmayı derinleştiren,

İktidar alternatifi oluşturmak yerine enerjiyi iç çekişmelere harcayan bir siyaset anlayışının kime hizmet ettiği soruluyor.

Bu sorunun yanıtı henüz verilmiş değil.

Sayın Kılıçdaroğlu...

Tarih bazen insanları kazandıklarıyla değil, engelledikleriyle anımsar.

Bazen yapılanlardan çok, yapılmasına fırsat verilmeyenler konuşulur.

Bugün önünüzde duran konu da budur.

Artık konu sizin siyasi geleceğiniz değildir.

Konu, arkanızda nasıl bir miras bırakacağınızdır.

Çünkü makamlar gelip geçer. İsimler unutulur.

Fakat Cumhuriyetin evinde çıkan yangının kim tarafından söndürüldüğü, kim tarafından büyütüldüğü daima anımsanır.