Kadın…
Ayna…
Güzellik…

Kadınlar için vazgeçilmez, en önemli iki varlık.

Kadının varlığıyla başlayan güzellik sevdası, son hızıyla devam etmektedir. Çağımızın getirdiği kolaylıklar, bu hıza jet hızını katarak onu daha da güçlendirmiştir.

Eskilerde aynalar, dışarı çıkılırken “Üstümde abes bir durum var mı?” diye çoğunlukla kullanılırken; şimdilerde sadece “Güzel miyim?” diye bakılır oldu. Aynaya baktığında sadece yüzünü görmez; kendine dair “Güzelim.” diye bir hüküm verir oldu. Şimdilerde ayna karşısında “Değerli miyim?” sorusu, çoğu zaman “Güzel miyim?” sorusuna dönüşür.

İşte estetik tartışmasının düğümü tam burada atılır. Çünkü mesele yalnızca bir yüzü değiştirmek değil; insanın kendine, kaderine ve yaratılışına nasıl baktığıdır. Yaratılış şeklini unutarak, kendine yeni bir şekil verme derdindedir insanlık.

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Andolsun, biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tîn, 4)

Bu ayet, insanın yalnızca dış görünüşle değil; akıl, vicdan ve ruh ile bir bütün olarak “güzel” yaratıldığını hatırlatır. O hâlde insanın kendini beğenmemesi, sadece aynadaki yansımasına değil; bazen iç dünyasındaki boşluklara da işaret eder.

Bir başka ayette ise şöyle buyrulur:
“Şüphesiz biz her şeyi bir ölçü ile yarattık.” (Kamer, 49)

Ölçü… Denge… İtidal…
(Aşırılıklardan kaçınarak ölçülü, dengeli ve ılımlı olma; soğukkanlılıkla hareket etme durumudur.)

İslam’ın özü budur. Estetik meselesi de bu denge içinde anlam kazanır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Allah güzeldir, güzelliği sever.” (Müslim)

Bu söz, güzelliğin ilahî bir değer olduğunu gösterir. Temizlik, bakımlı olmak, güzel giyinmek; bunların hepsi teşvik edilmiş, kibir ve gösteriş ise reddedilmiştir. Çünkü güzellik, başkalarına üstünlük kurma aracına dönüştüğünde anlamını kaybeder. Kişi, gerçek güzelliğini ve kişiliğini yitirir; kendini benzemek istediği bir başkasının yerine koyar.

Bir başka hadis ise meseleyi daha da netleştirir:
“Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî)

Bir ameliyat, niyete göre anlam kazanır:
Bir yanık izini tedavi etmek şifadır.
Doğuştan gelen ciddi bir kusuru gidermek bir ihtiyaçtır.
Trafik kazasında oluşan vücutsal denge bozukluklarını düzeltmek bir zorunluluktur.

Ama sırf modaya uymak, başkasına benzemek ya da beğeni toplamak için yapılan vücutsal değişimler, insanı kendi özünden uzaklaştırabilir.

Tedavi ile keyfî değişim aynı değildir. Biri fıtratı korumaktır; diğeri fıtratla kavga etme riskidir.
(Fıtrat; insanın veya bir varlığın doğuştan sahip olduğu temel karakter, yaradılış yapısı, mizaç ve içsel eğilimler demektir.)

Kur’an’da şeytanın şu sözü aktarılır:
“… emredeceğim de Allah’ın yaratışını değiştirecekler.” (Nisâ, 119)

Bu ayet, yaratılışla bilinçsiz bir mücadeleye dikkat çeker.

Bugün estetik, çoğu zaman bir ihtiyaçtan değil; bir dış baskıdan doğuyor. Sosyal medya, insanlara bunu bilerek ya da dolaylı yollarla empoze ederek tek tip bir güzellik sunuyor. Oysa din, insanı başkasına benzemeye değil; kendisi olmaya çağırır.

Buradan aklımıza şu soru gelmez mi?
Kendi bedenini beğenmeyen insan, kaderini de beğenmemiş olur mu?

Evet, sorunun cevabı çok zor ve ağırdır. Ama cevaplanmadan geçilmemelidir.

Çünkü estetik, kişinin kendisine göre bir arayıştır. İstediği değişir; ama iç boşluk değişmezse, insan aynı huzursuzluğu yeniden hisseder. Aynı aynaya tekrar tekrar bakar… Ama bu kez aradığı şey yüzünde değil, ruhundadır.

Unutulmamalıdır ki en büyük estetik, kalpte yapılır.

Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur:
“Şüphesiz Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim)

Belki de yapılabilecek en derin estetik ameliyatında:
kibri söküp tevazuyu yerleştirmek,
öfkeyi çıkarıp merhameti koymak,
kıskançlığı silip şükrü inşa etmek vardır.

Çünkü yüz değiştiğinde hayat değişmez;
ama kalp değiştiğinde insan değişir.

Estetik bir bıçaktır; keser, atar, dönüp bakmaz geriye.
Ama cerrahın elinde şifa olur; dönüp de bakar geriye, “Nasıl oldu?” diye.
Nefsin elinde ise dert olur, yara olur, alay konusu olur…

Mesele ameliyat değil, niyettir.
Mesele yüz değil, bakıştır.

Allah insanı güzel yarattı.
Biz o güzelliği görebiliyor muyuz?