Bilim adamları her zaman ve her yerde karşımıza çıkabilirler; bizler çok da istemesek de. Ama var olanı inkâr etmek mümkün değildir. Onlar hayatımızın içinde bazen çok önde, bazen de çok gerilerdedir; ama ne olursa olsun daima insanlığın faydasınadırlar. Aksi örnekler olsa da… Karışmadıkları, incelemedikleri, dokunmadıkları konu yoktur. Bazen aklıma, “Bunlar bu kadar zamanı nasıl buluyorlar?” diye sormadan edemiyorum.
İnsanın yaratılışından bugüne ve sonrasında da tartışılan konulardan bir tanesi Tanrı’nın varlığıdır. Bu konu insanları ikiye böldüğü gibi, bilim insanlarını da bölmüştür.
Kim ne derse desin, ben varsam bir Yaradan vardır. Onun için, inanan insanları desteklemek amacıyla Platon’un aşağıdaki sözü söyleyerek bizim gibi inananlara destek olduğunu ve açıklamasını da çok güzel yaptığını söyleyebiliriz. Buyurun, beraber okumaya davet ediyorum sizleri.
Platon’un çok da bilinmeyen bir sözünde dediği gibi:
“Tanrı hep geometri kullanır.”
Bu söz, Tanrı’nın varlığı kabul edilerek matematikle ispatlanmaya çalışılmıştır. Sözdeki incelik, matematiğin güzelliği ile birleştirilmiş ve örneklerle pekiştirilmiştir.
Belki bu söz birçoğumuza ters gelebilir ve aklımıza yatmayabilir; ama aslında tam da yerinde söylenmiştir. Doğaya baktığımızda, gözle görülen ve görünmeyen bütün varlıklarıyla her yerinde, her inceliğinde, her görünmezliğinde bir sır vardır ve bu sırrın içinde de geometri bulunur.
Platon’a göre Tanrı dünyayı rastgele yaratmamıştır. Yarattığı her şeyde ölçü, oran ve denge vardır. Hem de öyle bir denge ki bozulma diye bir kavram yoktur ve kimse de bozamaz. İşte bu denge, evrenin dilidir. Bugün nereye bakarsanız bakın, ne ararsanız arayın; gördüğümüz şey kaos (kargaşa, karışıklık, keşmekeş) değil, kusursuz bir hesaplamadır. Bu hesabı da yapabilecek hiçbir canlı yoktur.
Platon bu sözü söylerken yalnızca geometriden bahsetmiyordu; varoluşun ahlakını, kuralını ve yöntemini de işaret ediyordu.
Bizler gördüğümüz her şeyi gördüğümüzle yetiniriz. Oysa var olanların ve bilinmeyenlerin üzerine yapılan tüm araştırmalar sonucunda elde edilen bulgular ve sonuçlar her zaman bir kurala ve bir formüle çıkar. Bu formülde ilerledikçe bizleri yeni bilinmeyenlere ulaştırır; bunlar çözüldükçe yine kural ve formül ortaya çıkar. Bu devamlılık, bu kısır döngü hiçbir zaman son bulmaz; kural ve formül şeklinde devam eder.
Gelelim kendimize…
“Modern insan” diye adlandırdığımız bizlere.
İnsan, teknoloji geliştikçe daha faydalı işler ve araştırmalar yapacağına, matematikle ve geometriyle — bilimle — arasına mesafe koydu. Bilimin bulduğu sayıları faydalı kullanmak yerine çoğu zaman insanlığın ve kendisinin zararına kullandı: kumar, şans oyunları, rakamlarla yapılan sahtekârlıklar, dolandırıcılıklar…
Her şeyi ölçüsüzce ve hızla tüketirken, hatta ömründe bile ölçüyü tutturamadı. Fazla konuşarak fazla bildiğimizi sanıyoruz; amaçlı görünüp amaçsız yaşıyoruz ama bilimleşemiyoruz. Hep yüzeyde boş kalıyoruz. Oysa Tanrı’nın yarattığı evrende fazlalık yoktur; her şey yerli yerindedir, gereği kadar ve gerektiği zamandadır.
Yaratılışta, örneğin bir gezegen yörüngesinden yalnızca bir Planck (en küçük uzunluk birimi: 1,61622837 × 10⁻³⁵ metre) kadar sapsa felaket olur. Bu sapma sadece gezegeni değil, her şeyi etkiler. Farklı bir dünya, farklı yaşamlar… Çok basit bir örnekle: “Kelebek Etkisi.”
İşte insan da böyledir: Ölçüsünde milimlik bir sapmada yörüngesini kaybeder, savrulur da savrulur; bir yaprak misali… Bir liman arayıp bulsa da sığınamaz. Çünkü o, bir kere yolunu şaşırmıştır.
Bugün gördüklerimize, seyrettiklerimize ve duyduklarımıza bakılırsa insan geometrisini yitirmiş durumdadır. Köylerimizde, ilçelerimizde, şehirlerimizde binalar yükseliyor; içlerini her türlü güzel eşyayla döşüyoruz. Ama içimizdeki değerler küçülüyor, küçülüyor ve sonunda kayboluyor. Sonradan kazanılır mı kaybettiklerimiz? Orası şüpheli, derim.
Günlük hayatta ve sosyal medyada kelimeler çoğalıyor. Herkes o kadar güzel laflar ediyor ki… “Vay be!” dememek elde değil. Ama kimse dönüp de “Bende bunlardan kaç tanesi var?” demiyor. Dolayısıyla güzel kelimeler kalabalığında hakikat küçülüyor, kayboluyor. Herkes her şeyi söyleyebiliyor ama kimse “Doğru mudur, yanlış mıdır?” diye tartmıyor. Yanlış olanı güzel diye alıp yürüyoruz.
Eğer Platon bugün yaşasaydı, bu yaşantılarımızın sonunda belki de bize şu soruyu sorardı:
“Ölçüsüz bir çağda insan nasıl ayakta kalır?”
Platon’un sözünden ve bahsettiklerinden, “Tanrı bağırmaz; şekillerle, dolayısıyla ispatla konuşur.” sonucunu çıkarmak yanlış olmaz. Çemberle başı ve sonu olmayan sonsuzluğu anlatır; üçgenle dengeyi öğretir; doğru üzerindeki iki uç arasında yükselen hakikati gösterir; altın oranla güzelliği fısıldar; renklerle gözümüze doğayı sunar, rakamlarla varlıklara değer katar… Sonuçta güzelliğin sonundaki mutluluk olan kaideyi, yani matematiği anlatır.
Biz ise var olan bu düzendeki sistematiği ve dolayısıyla matematiği göz ardı ederek duygularla karar verir, sonra bedelini akılla öderiz.
Bunca geometrinin ve düzenin içinde en kırılgan parça insandır. Doğruları bilerek görmezden geliriz; işimize yararsa yanlışı doğru, doğruyu yanlış yaparız. Bu yüzden hayatımız düz bir çizgi gibi ilerlemez; kırılır, kopar, eğilir, bükülür, döner, sapar. Oysa her kırılma bir açı, her dönüş bir hesap barındırır. Hiçbir acı rastgele değildir; hiçbir karşılaşma da ölçüsüz değildir. Anlam da mana da tam olarak bu hesaplı karmaşanın içinde gizlidir. Önemli olan zaten o gizeme ulaşmaktır.
Bugün zamanı sınırsız yaşadıkça özgürlüğü sınırsızlık sanıyoruz. Oysa sınırların, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde bittiğini öğrenemedik.
Platon’a göre sınırsızlık düzenin baş düşmanıdır. Ne müzik ölçüsüz güzel olur, ne resim; ne de söz sınırsızken anlamlı kalır.
İnsanın dış dünyasında geometri olur da iç dünyasının geometrisi olmaz mı? Ahlak da bir iç dünyadır ve sonuçta geometriktir. Denge bir kez bozulduğunda vicdan eğrilir, adalet yamulur.
Sonuçta iman, kör bir kabulleniş değil; görünen düzeni fark etmektir.
Gökyüzüne bakıp bulutları, güneşi, ayı, yıldızları ve bir yaprağın savruluşunu izlemek; kalbin ritmini dinlemek; yağmur tanelerinin birbirine paralel düşüp çarpışmamasını görmek…
Ve şunu söyleyebilmeliyiz artık:
“Bu kadar hesap tesadüf olamaz.”
Tanrı hep geometri kullanır.
Hiçbir hesabı da şaşmaz.
Biz ise ölçüyü kaybeder, sonra da:
“Hayat neden dağıldı?” diye sorarız.