AĞAÇ

Ağaca bir taş attım;

Düşmedi taşım,

Düşmedi taşım.

Taşımı ağaç yedi;

Taşımı isterim,

Taşımı isterim!

Orhan Veli KANIK-Oktay RİFAT

*

Özellikle, son yirmi yıldır dilimden düşürmediğim bir şiir bu.

Yazılarımda da kullandığım oluyor.

Dahası çocuklarla köprü oluyor aramızda.

-Şiir okumayı seviyor musun?

-Seviyorum.

-Ben de seviyorum. Sana bir şiir okuyayım mı?

-Oku!

Okuyorum.

-Benim söylediğim dizeleri sen de yineler misin?

-Olur.

Söylediğim her dizeyi o da yineliyor. Bir daha, bir daha...

-Şimdi sıra sende, şiiri sen oku.

Okuyor.

-Ağaç taşımı yedi...

-Olmadı.

Gülüşüyoruz.

-Taşımı ağaç yedi.

-Oldu.

Çocuklar bir harika!

Hangi çocukla bu şiiri çalışsam hemen ezberler.

Çocukların düş dünyalarına kayıp giden bir yıldızdır ezberlediği bu şiir.

Kimi dostlarım aklımdan geçeni okur da der ki:

-Bu şiir mi çocukların düş dünyalarında parlayacak? Hem sonra bu, şiir mi?

Orhan Veli KANIK, Oktay RİFAT, bu iki şair kim bilir neler düşünerek, düşleyerek yazdılar şiiri.

Ben, bu şiiri sevdim.

Ben bu şiiri okudum okuyalı karga taşlar her çocuk bostanlarda.

Taş fırlatır Filistin'de kötülüğün üstüne her çocuk.

Ukrayna'da tankın paletine işer. Ağaca taş atar her çocuk.

Elindeki taş, çocuğun kendi kazanımıdır.

Ağaç; beklentilerini, gereksinimlerini karşılayacak olan varsıllık kaynağıdır.

Oradan almak istediği neyse, taş atıp yere düşürerek, elde edecektir.

Ağaç, kendinde olanı vermediği gibi, çocuğun taşına da el koyuyor. Çocuk, elindeki silahını da kaybediyor.

Pes etmiyor.

Ağacın karşısına geçip inatla, kararlılıkla bağırıyor:

-Taşımı isterim, taşımı isterim!

Ya sizler?

Elinizden alınanları geri almak için ne yapıyorsunuz? Taşını isteyen çocuk kadar kararlılık gösterebiliyor musunuz?

Sizler!

Yirmi milyon çalışan, siz emekçiler?

2002'de bir maaşı ile 22 çeyrek altın alan öğretmen arkadaşım, 2023'te 8 çeyrek altın alıyorsun. Yirmi bir yılda ağaç, kaç çeyrek altınını yedi yuttu, biliyor musun? Şimdi de her ay 14 çeyrek altın eksik alıyorsun, biliyor musun?

Ağacın karşısına geçip:

-On dört çeyrek altınımı isterim! diye haykırmak yerine, gölgesinde yan gelip yatmayı yeğliyorsun ağacın.

Diğer çalışanlar da öyle. Çalışan, çalışanın yanında durmak yerine, iş verenin ağzına, eline bakıyor.

Ya siz emekliler?

On beş milyon emeklisiniz. Daha yakın zamana kadar emekli maaşınız 1000 dolardı. Şimdi 300-400 dolar alamıyorsunuz. 600-700  dolarınızı ağaç yedi.

Görmüyorsunuz, göremiyorsunuz.

Başınızı kuma gömüyorsunuz.

İha dedikleri insansız hava aracıyla yukarıdan sizleri izleyenlerin keyfi yerinde. Bu memleket sanırsınız ki devekuşu çiftliği.  Aşağıda kafasını kuma gömmüş on beş milyon devekuşu.

Tenceresinde dert kaynayan ev kadınları, sizler ne diyorsunuz bu işe?

Fazlasını istemenizden vaz geçtik, elinizden alınanları isteyin. Tencerenizde dert kaynatmak yerine et kaynatmak için haykırın:

-Aşımı isterim, aşımı isterim!

Anayasa, "Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti"nin yurttaşları olduğumuzu, demokratik yollardan haklarımızı kullanabileceğimizi yazıyor.

" Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz, öğretmen ders verir." diyordu Baş öğretmen Fakir Baykurt.

Demokratik yollardan haklarını kullanamayan cehaletin, onu taşa tuttuğunu biliyor muydunuz?

Çalışan işçiler,

Memurlar,

Emekliler,

Ev kadınları...

Sizlere ezberletmek isterdim bu şiiri.

Beni, taşa tutacağınızı bile bile...