İkinci ihtimal de pek kolay değil.

Nedir o ikinci ihtimal? Dünya çevresinde dolaşan yüzlerce uydu var. Dev gibi bir uydu yaparak, kırk elli aileyi orada yaşatamaz mıyız? Bugün geldiğimiz uzay teknolojisi buna müsait. Elbette teknik olarak bu mümkün. Üstelik en yakın nokta uydu. Bugün git, yarın gel.

O kadar yakın.

Fakat dev uyduda aydaki altıda bir (1/6) yer çekemi de yok. Sıfır. Yani bir yere bağlamazsan, her şey havada uçuyor. Siz de uçuyorsunuz?

Diğer bir ifade ile ağırlığınız tamamen yok oluyor. Dünyada farkında olmadan yaşadığımız yer çekimi vücudumuzda büyük bir dirence vesile olmakta. Kalp ona göre çalışıyor. Kemiklerimiz ona göre gelişiyor ve sertleşiyor. Kaslarımız ona göre güçlü. Uzayda ağırlık yok, kas gücüne lüzum kalmadı. Hele uzayda aile hayatı sürdürülmek istenirse; .., yani seksen yüz aile tamamen uzaya göçmüş olsa; doğacak bebeklerin,vücudu nasıl bir gelişme gösterecek? Zannı galibimce buradan gidenler orada ağırlıksızlığa alışabilir. Fakat orada doğup büyüyen biri dünyaya dönerse sıfır ağırlıktan 60- 70 kg ağırlığa intibak edebilir mi? Hiç inanasım gelmiyor?

Astronotlar kapsülde ve uydularda spor yaptılar. Fakat yeterli mi? Bilhassa iskeletimiz, kemik yapımız, çekimsiz ortamda hiçbir direnç ile karşılaşmayınca nasıl bir değişime uğrar? Birkaç ayda bir şey olmayabilir ama birkaç yılda metabolizmamız bozulursa ki illa bozulur. Ömür boyu uzayda kalmak bedenen neler getirir neler götürür ciddi bir mesele.

Üçüncü ihtimal de var: Gezegenler.

Uydu dediğimiz biliyorsunuz, dünyanın etrafında dönecek. Yani burnumuzun dibi. Ay derseniz, o da dünya etrafında dönen bir tabiî uydu. O da karşı komşu sayılır. Fakat gezegenler resmen yurt dışı. Tam gurbet. Dünya hariç sekiz gezegen var. Hiçbirinde hayat yok. Ancak araştırmalar gidilebilir (?) tek gezegen olarak MARS’ ı gösteriyorlar.

Hem yakın (sayılır), hem dünyanın ikiz kardeşi gibi. Yedi- sekiz ay gidiş; yedi -sekiz ay geliş, on altı ay eder. Yurt dışı dediğim kadar var değil mi? Mars biraz bize benziyor dedikse taş yığını olarak benziyor. Yoksa ne suyu var, ne havası. Yani orada da yaşanamaz. Ancak ayda yapılması düşünülen dev fanus yaparak içinde bir koloni hayatı oluşturulur mu bilmem. Onca emeğe değer mi hiiiiç bilmem!

Tek tek diğer gezegenleri anlatmama gerek yok. Mars’tan bin beter. Bazısında atmosfer yok. Bazısında atmosfer var çok yoğun ve zehirli atmosfer var. Bazısı beş milyar yıl olmuş hâlâ toprak yok, yani zemin cıvık. Bazısı, gündüz artı 400 derece, gece eksi 300 derece.

Bence bu yakın yıllar içinde oralara insan gidemez. Fakat uzay teknolojisi gelişmiş ülkeler oralara araç gönderiyor. Robot gönderiyor. Araştırma yapıyorlar. Çünkü onlar yüz sene sonrasına hazırlık yapıyor. Bu gün sekiz milyar nüfus var. Çevre kirliliği ve iklim bozulması ne kadar kötü ve önemli ise, artan dünya nüfusu da o kadar kötü ve önemli. Yüz sene sonra ne olur diye, bilim insanları hakikate yakın ciddi tahminler yapıyorlar. Şu bir gerçek ki yarın bugünden iyi olmayacak!

&

Milyarlarca dolar harcayıp olağanüstü şartları zorlayarak, garanti olmayan bir hayat tarzı yaratmanın mânâsı yok. Allah bu dünyada bize atmosferi de, yağmuru da, toprağı da, güneşi de bedava vermiş. Burnumuzun dibindeki bedava nimeti görmeyip uzaylara çıkmak, uzaklara milyarlarca dolar harcamak, Allah’ın ihsanını ret etmek ve inkâr etmektir. Kelimenin tam mânâsıyla milyarlarımızı havaya harcayacağımıza, içinde yaşadığımız mevcut havamızı temizlemeye harcayalım.

Deodorantları üretmeyin, fabrika bacalarını filtreleyin, derelerin tabanını betonlamayın, kanalizasyonları nehirlere ve derelere vermeyin. Şehirden uzak, açık arazilere çok geniş dev kuyulara akıtın, güneş kurutsun. Güneş enerjisini yaygınlaştırın. Savaşlara son verin. Hele bu çağda, savaşlar da uzaya gitmek kadar astarı yüzünden pahalıya gelen büyük bir hatadır. Irak bitti, Suriye bitti. Ukrayna mahvoldu. Kim ne kazandı? Kim kaybetti? Amerika Irak’tan, Suriye’den, Ukrayna’dan kaç aile kabul etti?

hepimiz bir mucize olan bu mavi gezegenin insanlarıyız. Bu dünya hepimizin. Bu dünya Allah’ın bize emaneti. İspanya’da, Kanada’da, Endonezya’da günlerce süren orman yangını hepimizin yüreğini yakmıyor mu? Dün Pakistan’da selden 1350 insan öldü. Üzülmedik mi? Amerika emperyalist amacı için Irak’ı işgal ettiğinde, 700 petrol kuyusu günlerce yandı. Bu zarar sadece Irak’a mı ait? Tüm dünyaya ait bir enerji ham maddesi ziyan oldu. Dünyanın neresinde olursa olsun, zelzele yüzünden toplu ölümler olunca “Oh olsun onlar bizim düşmanımızdı. İyi oldu” diyeni duydunuz mu?

Hatta ve hatta otuz sene önce kutuplarda üç balina buzullar arasında kalmıştı. İkisi kurtulmuş biri boğulmuştu. Bütün dünya üzülmedik mi. Otuz sene evvel Kolombiya’da yanardağ patladı. Binlerce insan lavların içinde pişerek öldü. On yaşında bir erkek çocuğu vücudunun yarısı külün içinde idi. Günlerce uğraştılar donan külün içinden o yavrumuzu çıkaramadılar. Bütün dünya o yavrumuza dua etmedik mi?

ÖYLE İSE

Akımızı, fikrimizi iyi ve olumlu yönde kullanarak, içinde yaşadığımız bu gezegeni yaşanır hâle getirmeğe çalışmamız en isabetli hareket olacaktır.