Avustralya hükümeti geçtiğimiz yıl “16 yaşından küçük çocuklara sosyal medyayı yasaklıyorum” deyince, deyim yerindeyse kıyamet koptu. “Vay efendim, özgürlükleri kısıtlayamazsın”, “insanların kişisel tercihlerine yasak koyamazsın.” falan. Ama tüm bunlara kulak asmayıp direndiler ve yasayı harfi harfine uygulamayı da sürdürüyorlar.

Peki ama Avustralya aptal mı…? Bence hiç de değil. Bilakis bizim gözümüzden kaçan çok önemli bir veriyi gördüler. O da şu: Çocuklarımız sosyal medya aracılığıyla birer objeye yani kullanılabilecek herhangi bir şeye dönüşüyor. Böyle olunca da ruh sağlıkları paramparça oluyor. İşte bu nedenle “artık yeter, bizim çocuklarımız değerlidir” diyerek düğmeye bastılar.

Gelelim ülkemize. Lise, hatta ortaokul 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin okul çıkışlarına denk geldiyseniz bana hak vereceksiniz. Henüz 13-14 yaşındaki kızlarımızın yüzünden makyaj akıyor. Kaşlar alınmış, kirpikler takma, saçlar boyalı, gözlerde renkli lensler, üzerlerindeki giysiler ise 20-25 yaş kadınlarının giydiklerinden. Hele bir de zorunlu olduğu için giydikleri okul kıyafetlerini çıkarıp özgürce(!) giyindiklerinde bir görün. Onlar bedenlerini sergilemeye çekinmezken, siz bakmaya utanıp başınızı çevirmek durumunda kalıyorsunuz.

Bu konuda “özgürlük var, karışmayın” diyenlere karşı muhafazakâr kesimin “ahlâk elden gidiyor.” savunmasına yerden göğe kadar hak veriyorum. Acı ama gerçek bu. Günah olup olmaması kendilerini ilgilendirir ama bu çocuklar birileri tarafından kullanılıp istismar edildikleri için muhafazakârların haklı olduklarını düşünüyorum.

Psikolojide bu duruma “adultification kids” yani “yetişkinleştirme” deniyormuş. Bir çocuk, gelişimini tamamlamadan cinsel bir obje olarak sunulursa, çocukluğu zedelenir ve sağlıklı bir gelişim gösteremez. Bu çocukların çekip yayınladıkları o tik tok videolarında görülen şey, beğeni alabilmek için bedenini vitrine koymaktan başka bir şey değil. Uzmanlar bunu yapan çocukların genelde anne baba sevgisini alamamış yani sevgi açlığı çeken çocukların çırpınışı olarak niteliyorlar. Yani iş dönüp dolaşıp yine biz anne-babalara geliyor.

Sistem o çocuklara şunu öğretti: Ne kadar açarsan, o kadar izlenip beğeni toplarsın. Ve ne kadar çok beğeni toplarsan, o kadar popüler yani fenomen olup çevre edinirsin. O çocuklar da bunu gerçekleştirmek için bedenlerini o beğenilere pazarlayıp satıyorlar.

İşte Avustralya Devleti tüm bunları gördüğü için “benim çocuğum tehlikede” diyerek fişi çekti ve 16 yaşından küçüklere sosyal medyayı yasakladı. Oysa bizim anne babalar “Kızımız fenomen olacak” düşüncesiyle bunlara izin veriyor, hatta teşvik bile ediyor. Muhafazakâr kesim ise bu çocukların masumiyetinin çalındığı görüşünde ki ben de bu konuda onlarla aynı fikirdeyim.

Şimdi birlikte düşünelim: Bir lise öğrencisinin en önemli sorunu matematik sınavından alacağı sonuç mu olmalı, yoksa çekeceği videoda hangi açıyla durduğunda daha çekici görünüp daha çok beğeni alacağı mı? Eğer ikincisi ise biz ne yazık ki o nesli kaybettik diyebiliriz.

Kısacası, gençlerimizin herkese açık ekranda bedenini sergileyip bundan medet umması modernlik değil, bir tür teşhirciliktir. Buna izin veren aileler ise bu çocuğun küresel emperyalizmin acımasız pazar ekonomisine alet olmasına izin vermiş hatta kendi elleriyle onların kullanımına teslim etmiş olur. Özgürlük, çocuğumuzun kendini yok etmesine izin vermek değil, onu bu tür tehlikelerden korumaktır.

Belki ülkemiz Avustralya Devleti kadar cesur olamayabilir ama bizler anne babalar olarak kendi evlerimizde o bilinci sağlamak zorundayız. Çünkü onlara asıl gerekli olan şey sosyal medyadaki takipçi sayısı değil, bilinçli bir eğitim verecek aile bireyleridir. O nedenle sakın ola ki; “Bizi dinlemiyorlar, hep kendi bildiklerini yapıyorlar; üzerlerindeki etkimiz arkadaşlarından sonra geliyor.” diye dert yanmayın. Çünkü onların böyle olmalarına göz yuman yine biziz.

Kaynak: https://www.facebook.com/reel/1506680263968477

DÜŞÜNEN SÖZLER:

· Gençliğin bozulmasının nedeni, onları yetiştirenlerin bozulmasıdır. MONTESQUEU

· Eğer bugünün havai gençliğine bel bağlanacaksa, insanlarımızın yarınından umutlu değilim. Çünkü zamane gençleri anlatılamayacak kadar cüretkâr. HESİOD İ.Ö. 700

· Gençliğin ruhunu, işleyen bir tarla gibi, kendi haline bırakırsanız orada ısırgandan ve dikenden başka bir şey bulamazsınız. SNELLMAN

· Ne yazık ki gençlik, gençlerin elinde harap olup gidiyor. B. SHAW

· Aile, her türlü iyilik ve kötülüklerin öğretildiği bir okuldur. W. STEKEL

· Aya çıkan insanla iletişim kurulabilecek sistemleri geliştirmiş bulunuyoruz. Buna rağmen çoğu zaman anne kızıyla, baba oğluyla, işçi işverenle, konuşamıyor.