Meclis’te bu aralar olağanüstü bir çalışma var.
Yasalar mı görüşülüyor?
Halkın derdi mi konuşuluyor?

Hayır hiçbiri.

Pazar kurulmuş durumda.
Tezgâhlar açık. Etiketler görünmüyor fakat fiyatlar net.

Burası milletvekili pazarı.

Bir bakıyorsunuz, dün kürsüde mikrofonu yumruklayan,
“Bunlar ülkeyi soyuyor!” diye bağıran vekil,
Bugün aynı sıralarda gülümsüyor.
Sesi tanıdık, öfkesi yok, tonu yumuşamış.

Ne değişti?
Memleket mi kurtuldu?
Yolsuzluklar mı bitti?
Adalet mi geldi?

Yok.
Sadece yer değişti.

Türkiye’de milletvekilliği artık bir duruş değil,
Bir konum bilgisi.

Bu işler hep kritik zamanlarda oluyor. Tesadüf değildir.
Oylamalar yaklaşır, sayılar tutmaz.
Bir oy eksiktir.

İşte o bir oy,
Bir ilkenin,
Bir seçmenin,
Bir toplumun önüne geçer.

Telefonlar çalar.
“Bir çay içelim” denir.
Çay soğur, vaatler ısınır.

Önce “hizmet” konuşulur.
Sonra “gelecek planı”.
En sonda “garanti”.

İdeoloji mi?
Toplantının başında masaya konur,
Toplantı bitince orada unutulur.

Süleyman Demirel’e yıllar önce sormuşlardı:
“Size sövüp duran adamı neden partinize aldınız?”

Demirel, siyasetin bütün çıplaklığını anlatan şu yanıtı vermişti:
“Oradayken bize bağırıyordu, şimdi bizim kapıya bağladık, karşı tarafa sövüyor.”

Bu söz eskimedi.
Aksine güncellendi.

Artık bağlamaya bile gerek yok.
Hazır gelenler var.

Kamuoyuna yapılan açıklamalar her zamanki gibi kusursuz:
“Bu bir ilke meselesidir.”
“Vicdanım el vermedi.”
“Ülkenin bekası için…”

Vicdan, Meclis’te en çok anılan ama en az görülen şeydir.
“Beka” ise her kapıyı açan sihirli anahtar.

Düne kadar “haram” dediklerine,
Bugün “usul hatası” diyenler var.

Düne kadar “kul hakkı” diye haykıranlar,
Bugün kulaklarını tıkıyor.

Din, siyasetin cebinde sanki bir mendil gibi.
İhtiyaç duyunca çıkarılıyor,
İş bitince buruşturulup atılıyor.

Oysa en büyük kötülük yine dine yapılıyor. Halkın saf ve temiz duyguları ile oynanıyor.

Bekir Coşkun yıllar önce sormuştu:
“Kirli bir toplumdan temiz siyaset çıkar mı?”

Bugün bu soru kimseyi rahatsız etmiyor.
Çünkü yanıt ezberlenmiş durumda: Çıkmaz.

Ama idare edilir.
Üstü örtülür.
Normalleştirilir.

Eskiden utanılırdı.
Şimdi savunuluyor.

Eskiden istifa bir ihtimaldi.
Şimdi “algı operasyonu” yeterli.

Laiklikten söz ederseniz,
Hemen etiketlenirsiniz.

Fakat dinle süslenmiş yolsuzluklara dokunursanız,
“Fitneci” olursunuz.

Milletvekilliği hâlâ çok kârlı bir iş.
Maaşı yüksek,
İtibarı bol,
Dokunulmazlığı cabası.

Oysa asıl kazanç,
Doğru zamanda saf değiştirmeyi bilmektir.

Bugün alkışlarlar.
Yarın “abi” derler.
Seçim gelince liste dışı bırakırlar.

O zaman ne olur?
Hiçbir şey.

Çünkü ülkede hafıza kısa,
Fakat pişkinlik uzun soluklu.

Asıl tehlike alışmak da değil artık.
Asıl tehlike, utanmamayı normal saymak da.

Milletvekili pazarı her dönem açılır,
Fakat ülkede kapanan tek yer var: Vicdan.

Sandık hâlâ duruyor ama anlamı eksik.
Oy veriyoruz, irademiz dolaşıma giriyor.

Ve bir gün herkes şunu fark eder:
Bu Meclis’te satılan milletvekili değil,
milletin kendisidir.