Her şeyi bilenlerimizin, her şeyi bilmeyenler tarafından analizi: Kehanet ile pişmanlık arasındaki uçurum.

Son günlerde radikalleşen Bülent Arınç’ta trajik bir kopuş mu yaşanıyor?

Dün “biz” dediği iktidarın içinde konuşan bir özne, bugün “onlar” dediği yerden sesleniyor. Özne ile eylem arasındaki zaman farkı dikkat çekici.

“Hukuk siyasetin köpeği haline gelmişse…” diyor.

“Köpek” edebiyatta sadakatle anılsa da burada irade yitimi, buyruğa bağlanma ve onursuz bağımlılık anlamına geliyor. Bu cümleyi kurarken bugün olmayan bir sorumluluğun diliyle, dün var olan bir gücün eylemlerini anlatıyor.

“Biz yaptık” dediğinde kendini zamansal olarak suçun içine koyuyor; fakat fiilî olarak hiçbir bedel ödemiyor. Bu bir itiraf değil, gecikmiş bir gözlem.

Ve itiraf olmayan itiraf, trajik ironi üretir.

Anlatıcı hem hikâyenin içinde hem dışında; fakat dışarıdaymış gibi konuşuyor.

“Bizim yaptıklarımız yüzünden namaz kılan insanlar deist ya da ateist oluyor.” diyor.

Oysa aynı süreçte yapılan uyarılara “toplum bağırsaklarını temizliyor” dememiş miydi?

Asıl soru şu:

O zaman neredeydin, şimdi neredesin?

Ve en önemlisi; şimdi ne değişti?

Bu söylem, dinsel aidiyetin siyasal eylemle aşındırıldığı iddiasını taşıyor. Edebi düzlemde bu bir çöküş anlatısıdır:

Dindar bir toplum hedeflenir; sonuçta dinden uzaklaşmış bireyler doğar. Fail, kendi dindarlığını siyasallaştıran iktidardır. Tanık ise bugün konuşan eski ortak.

Ortaya çıkan tablo, yıkıcı baba figürünün oğlunun ağzından eleştirisi gibidir. Miras alınan günah anlatılır; fakat mirastan feragat edilmez.

Vatandaş hem mağdur, hem tanık, hem de yargıçtır.

Ama en çok yalnızdır.

Çünkü en acı itiraf bile bir tür arınmadır. Burada arınma yok; yalnızca zaman aşımına uğramış bir hakikatin kaydı var.

Vatandaş şunu hisseder:

“Bugün doğruyu söylüyor olabilir. Ama o doğruyu söylemeye hakkı olan bir yerden konuşmuyor.”

Hakikat, söyleyeni tarafından yaşanmamışsa sahici değildir; yalnızca doğrudur.

Ve doğruluk, ihaneti temize çekmez.

Bir siyasetçinin dilindeki çatlaklardan toplumun vicdanı kanayabilir. Fakat acıyı yaşamamış bir dilin doğruluğu, yapılmış olanı temizlemez.

Hakikati söylemek, iyiliği yapmak değildir.

Söylenen doğru olabilir; fakat o doğruyu söyleyen el değişmemişse, kelimeler yalnızca yer değiştirmiştir.

Üzücü olan şudur: Bu doğruluk, din ve inancın pamuksu dili içinde söylendiği için çoğu vicdanda iz bırakmaz.

Çünkü kanamayan bir dil, arınma üretmez.