Son günlerde, satır aralarında gizlenen niyetlerle kaleme alınmış beyanlar, kulaklarda uğultu halini alıp duruyor.

Ortaya atılan sorulara bakıyorsunuz, maksat cevap bulmak değil;

Maksat, kamuoyunun önünde kurulan bir baskı çemberiyle muhatabı sıkıştırmak. Suçluluk iddiası, en keskin çizgilerle ortaya konmamışken, sanki herkesin elinde birer delil varmış gibi bir üslup hâkim.

Ne var ki ortalıkta dolaşan cümleler, karşılıklı atılan suçlamalardan öteye gitmiyor; kanıt ise yerlerde sürünüyor.

Oysa suçlama, iddia veya siyasi eleştiri, belgeye ve somut veriye dayanmadığı sürece hakikate değil, sadece kargaşaya hizmet eder. Ortaya çıkan ise hakikat değil, özenle inşa edilmiş bir algıdır.

Yaşananların özüne indiğimizde mesele, hukukun öngördüğü süreçten çok, algıyı yönetme sanatına dönüşmüş durumda. İtibarsızlaştırma, her şeyin önüne geçmiş.

Bu duygu yüklü, yönlendirici satırlar toplumu yorar; güveni kemirir, tartışmanın özünü bulandırır. Hâlbuki asıl suç, çoğu zaman başka yerdedir:

Kamu adına hizmet etme iddiasındaki kimselerin, ellerindeki bilgiyi saklamalarıdır belki de. Ortalık kasvetli bir tiyatroya dönmüş; “ülkeye zarar veriliyor” nakaratıyla büyütülen bir korku ve panik dalgası dalga dalga yayılıyor. Yapılan ilişkilendirmelerle sistemsel bir suç imajı çiziliyor; dikkatler dağıtılarak asıl gündem kontrol altına alınmaya çalışılıyor.

Ama unutulmaması gereken bir gerçek var ki o, vicdanlara kazınmalı:

Bu millet hakikate, siyasiler hayattayken sundukları mal beyanlarıyla değil de, ancak öldüklerinde ortaya dökülen bilinmeyen mal mülkler, hesapsız hesaplar yüzünden evlatlarının birbirine düştüğü gün mü erecek?

Bir kere şu memlekette “bizden, sizden” diyerek konuların üzerini örtme alışkanlığından vazgeçilmedikçe, ahlaki duruştan söz etmek hayal olur. Oysa gerçek demokrasi, algı oyunlarıyla değil; hukukun üstünlüğü ve şeffaflıkla ayakta durur. Toplumun güveni ise itibarın ve doğru bilginin üzerinde yükselir.

Şunu hiç unutmayalım:

Hukuk sessiz kaldığında, algılar yüksek sesle konuşur.

Ama şeffaflık, sessizliğin yerini aldığında, toplum yanlış algıların esiri olmaktan kurtulur ve hakikatin peşine düşer.