Şam’da ordunun komutanı bu ikazı işitiyor. Ordunun arkadan kuşatıldığını görüyor ve orudsunu dağın eteğine çekip ordunun sırtını dağa veriyor. Yani Hz. Ömer, Ya Sariye, orduyu dağın eteğine çek, diyor. Zaferden sonra Medine’ye dönen ordu ve komutanı olan Sariye hazretleri olayı Medine halkına anlatıyor. Hz. Ömer’in sert ikazı olmasaydı o anda her tarafı kuşatılmış olan İslam ordusu yok olacaktı, demiştir.

Hz. Ömer R.A. büyük keramet sahibi bir yüce kişidir. Bu ve benzeri olaylar onun kutlu hayatında mevcuttur. Allah dostlarının bu özelliğe sahip olanları vardır.

Halifeliğinde bir santim bile felaketten ayrılmamış, dünya tarihinde tescillenen çok yüce bir insandır. Burada İslam ordusunun harp nizamının uygulanmasında yanlış bir hesapla askerlerin çokluğuna güvenerek açık ovada sonucu çok zayiatlı olan bir neticeyi görebilmek keskin birakıl ve parıltılı bir zeka gerekir.

Harp tarihinde bunun bir çok örnekleri vardır. Örneğin; İslam tarihinde Uhud savaşında Ayneyn tepesindeki askerlere R.SAV.in cesetlerinize akbabalar üşüşseler bile sakın bu gediği terk eteyin, emrini dinlemeyen İslam askerlerinin hatası 70 müşahidin şehadetine sebep olmuştur. İşte bu da ilahi yardımın ve ileriyi görme özelliği olan deha bir aklın eseridir.

Öyle bir yer ki, İslam ordusunu mağlup etmek, oradaki tepenin arasındaki gediğin iki korunmasına bağlıdır. Orduda görevli İslam askerleri o gediği fark edince, düşman ordusu İslam ordusunu o tepeden aşmış ve arkadan kuşatmıştır. Korkunç kılıç çarpışması sonucu 70’den fazla şehit verilmiştir. Buna o tepedeki boğazı tutan askerlerin R.SAV.in emrini tutmamaları, yağmaya dalmaları sonucu malum zayiat verilmiştir. Özellikle anında acilen karar verilmesi gereken durumlarda pratik aklın kullanılması çok çok önemlidir.

İstiklal savaşından, Çanakkale’den bir örnek:

“Çanakkale geçilmez” sözünü belgeleyen, tarihte eşine az rastlanan bir olay...

Çanakkale Boğazını mayınlardan dolayı geçemeyen ihtilaf devletleri İngiltere, Fransa ve Anzaklardan oluşan güçlü tam techizatlı olan d üşman ordusu İstanbul’a ulaşmak için tek seçenek olan Conkbayırını aşmak olduğunu biliyorlar ve tüm ordularını Conkbayırı sırtlarına doğru yönlendiriyorlar. Osmanlı ordusunun genç subaylarında 700 kişilik 57. Tabur Komutanı Mustafa Kemal Atatürk’ün emrinde Conkbayırı’nın korunması ile görevliler.

Conkbayırı ki, tam tepenin sırtı. Orayı aşan düşman ordusu İstanbul’u almak üzere harekete geçiyor. Conkbayırı’nda kanlı çarpışmalar oluyor. Tam tepeyi koruyan Türk ordusu düşman ordusu ile yüz yüze geliyor. Aradaki mesafe 10 , hatta 7 metreye düşüyor. Tabur komutanı Mustafa Kemal Atatürk emir veriyor. Sıraya dizilmiş Türk askerlerine hitaben, “Ben size savaşın demiyorum, sizi ölmeye çağırıyorum” diyor. 70 kişilik sıra düşmanla çarpışıyor. Ne yazık ki hepsi şehit oluyor. İkinci gurupa emrediliyor, onlar da şehit oluyor. 700 kişilik askerlerin yüzde 90’ı şehit oluyor. Ama Conkbayırı’nı düşman ordusuna teslim etmiyor.

Tarihi bilgilere göre bu olayda Conkbayırı sırtlarına metrekareye 6 bin mermi isabet ediyor. Yani asla ayak basacak, mermi isabet etmeyen bir yer bulamıyor.

(SÜRECEK)