Biz garip bir milletiz...
Pazara giderken domatesin kilosunu ezbere biliriz. Markete girdiğimizde yağın, çayın etiketine bakıp iç geçiririz. Trafik cezası gelince günlerce söyleniriz. Elektrik faturası birkaç yüz lira artsa moralimiz bozulur.
Zira gördüklerimiz canımızı yakar.
Göremediğimiz ise yok sanılır.
Oysa yaşam bize hep aynı gerçeği öğretir. Bir evi yıkan her zaman deprem değildir. Bazen yıllarca fark edilmeyen küçük çatlaklar, sessiz sessiz taşıyıcı duvarları zayıflatır. Gün gelir, tek bir sarsıntı bile o evi ayakta tutmaya yetmez.
Devletlerin de görünmeyen çatlakları vardır.
Bunların adı dış borçtur... İç borçtur... Faiz yüküdür... Bütçe açığıdır...
Ne maaş bordromuzda yazar bunlar...
Ne market fişinde görünür...
Ne de cep telefonumuza mesaj olarak gelir.
Ama sonunda hepimiz tıpış tıpış öderiz.
Çünkü devletin kasasında eksilen her lira, bir gün vatandaşın cebinden çıkar. Bazen vergi olur, bazen zam olur, bazen de enflasyon olup soframızdaki ekmeği küçültür.
İşin en düşündürücü yanı ise şudur: Bugün ülkenin omuzlarında yaklaşık 550 milyar dolarlık bir dış borç yükü konuşuluyor.
Söylemesi kolay...
Beş yüz elli milyar dolar...
Dile geliyor ama insan aklına sığmıyor.
İnsan aklı, cebindeki bin lirayı hesaplayabiliyor, fakat yüz milyarlarca dolarlık bir yükün büyüklüğünü kolay kolay kavrayamıyor. Belki de bu yüzden tehlikeyi yeterince hissedemiyoruz.
Oysa bu borç, devletin muhasebe kayıtlarında duran soğuk bir rakam değildir.
Bu borç, çalışan işçinin alın teridir.
Esnafın yarın kazanacağı kazançtır.
Tarlasını süren çiftçimizin emeğidir.
Okul sıralarında oturan çocukların geleceğidir.
Henüz doğmamış çocuklarımızın omuzlarına bırakılmış ağır bir yüktür.
Daha acısı...
Bu yük yerinde durmuyor.
Her gün biraz daha büyüyor.
Faiz işliyor...
Vadeler geliyor...
Eski borçlar yeni borçlarla çevriliyor.
Böyle olunca sırtımızdaki kambur küçülmüyor; her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor. Bir aile, yıllarca kazandığından fazlasını harcarsa sonunda evini ipotek etmek zorunda kalır. Bir esnaf, dükkânını sadece krediyle döndürmeye çalışırsa gün gelir kepengi indirir.
Devletlerin ekonomisi de farklı işlemez.
Ekonominin değişmeyen bir kuralı vardır:
Borç, üretimle küçülür, borçla büyür.
İşte bizim asıl konuşmamız gereken konu budur. Biz ise hâlâ yalnızca bugünkü faturaları tartışıyoruz. Elektrik zammını... Trafik cezasını... Marketteki fiyatları...
Elbette bunlar önemlidir.
Fakat asıl görünmeyen fatura, her gün biraz daha kabaran borç yüküdür.
Çünkü bugünün sıkıntıları yalnızca bugünü etkiler.
Kontrolsüz büyüyen borç ise yarınlarımızı ipotek altına alır.
Bir millet, geleceğini tüketerek bugünü rahat geçiremez.
Er ya da geç o hesap önüne gelir.
Unutmayalım ki: Devletin borcu, sonunda devletin değil; milletin çocuklarının mirası olur.