ŞİİR: 6 Şubat depremi, yaşananlar, beklentiler ve duyarsızlıklar üzerine.

hani susmak diyorum ovanın ortasında balkonunda durmuş dinliyorsun

akşam akşam susmak sabah sabah susmak diyorum susuyorsun

kulağını yere koymak gibi dinliyorsun

başını kuma sokmak gibi susuyorsun

ufukta her adımı saymak gibi dinliyorsun

susmak diyorum şu bildiğimiz antik susmak işte tepeden aşağı dinliyorsun

susmak işte bildiğin bronz soğukluğunda susmak

ilk aşkımı anlatamamak korkmak gibi susuyorum duymuyorsun

gözlerine bakamamak gibi yanında kıvranmak gibi susuyorum duymuyorsun

öyle büyük susuyorum ki öyle büyük katlanıyor ki suskunluğum gene duymuyorsun

ta derinden buradayım hayattayım diye susuyorum duymuyorsun

meydanı dolduran gençliğimin ayak sesleri gibi susuyorum duymuyorsun

diyarbakır karpuzu diyarbakır’a kalsın eksi on ikideyiz

kömürcüler kazma kürek zonguldak’ta susuyorsun

adana’da yer çatladı bir görsen nasıl çatladı susuyorsun

malatya’da donmak gibi susuyorsun

bulutlar renk değiştirdi yılan mevsimi susuyorsun

tarlada hırsından çatlayan dörtyol karpuzu gibi susuyorum duymuyorsun

sesi kesildi maraş'ın fırtına hüküm sürüyor diyorum susuyorsun

elbistan’da yan yana susmak diyorum duymuyorsun

moloz altında sesim çıkmamak diyorum susuyorsun

torosları geçememek gibi susuyorum duymuyorsun

ağzından dili koparılmış gibi susmak diyorum duymuyorsun

hatay’da ortasından yarılan asfalt gibi susuyorum duymuyorsun

ne derin ne kara yarık çocuklar uzaktan geçin diyorum susuyorsun

şeytanlar kovalıyor düşlerimi şeytanları kovalamak gibi susuyorum duymuyorsun

şeytanlar uzun kuyrukları ve kanlı kızıl yabalarıyla dolaşıyor kafatasımın kırıklarında

şeytanlar saraylardan çıkmış apartmanları bir bir ikiye bölüyor susuyorsun

rezidans dedikleri o dev blokların ayakları kırılıyor bileklerinden susuyorsun

ayakları bileklerinden kopuyor kentlerin kentler dibine çöküyor diyorum duymuyorsun

kollarım bacaklarım ellerim şuwaliiat’ın ağzında diyorum susuyorsun

gövdem parçalanıyor kentler virane sesler çığlık çığlık susuyorsun

bir değil beş değil tam on kent kıran yedi deniz kumu yedi susuyorsun

vinçler geçmiyor diyorum aheste adımlar atıyor belki kaz yürüyüşü duymuyorsun

vinç olasım geliyor, kazma kürek olasım bir bardak su bir tike ekmek susuyorsun

hannahanna çocuklarımı çağırdı sofrasına acılı sofrasına susuyorsun

dev adımlarıyla okyanusu aşıp koşuyor ulu tanrı susuyorsun

sarıklılar uçan halılarda torosları aşamıyor diyorum susuyorsun

saramago’ya döndüm yaşam bir varmış bir yokmuş diyorum susuyorsun duymuyorsun

başkentte susuyorum duymuyorsun

kızgın kızgın bakıyorum duymuyorsun

tüyü yolunmuş kaz gibi susuyorum duymuyorsun

beton altında iliklerime işleyen ayaz gibi susuyorum duymuyorsun

susmak diyorum işte bir yeni icat sirenler hem de ne acı sirenler duymuyorsun

yaşayamayacağın hayaller gidemeyeceğin uzaklar kuruyorsun susuyorsun

perseverance mars’tan el sallıyor yirmi kazan turşu kuruyorsun susuyorsun

obüsler diyorum su yüzüne vuruyor suyu süpürüyor yakam ıslanıyor

bırak yakamı diyorum obüslere duymuyorsun

lelvani ve ıstustaya sırt sırta vermiş toprağı tepiyor diyorum susuyorsun

iki sene önce yeryüzüne çıkacaklar demiştim gene susmuştun

cehennemin ağzı açık kalmış upellyri zebanilerini saldı diyorum susuyorsun

telipinu uyarı diyor önlem diyor dikkat diyor duymuyorsun susuyorsun

yeryüzü bu şubatta koskoca bir gömütlük diyorum susuyorsun

acım buruyor yüreğimi ağıt bile yakamıyorum susuyorsun

akbabalar diyorum kara kanatları ve kocaman gagalarıyla bekliyor diyorum susuyorsun

akbabalar diyorum akbabalar yıkıntılara tünemiş gözleri üstümde diyorum susuyorsun

bin tanrılı kökenden yeşeriyorum diyorum yüzün çöle dönük aval aval bakıyorsun

altı bin yıldır bu topraklardayım diyorum dinliyorsun susuyorsun

Anadolu’nun her köşesinde dev bir uygarlıktım diyorum bilmiyorsun sormuyorsun

bin yetmiş bir bin dört yüz elli üç kahramanlık öyküleri dinliyorsun susuyorsun

“anadolu’yum ben / havva anan dünkü çocuk sayılır” diyor Ahmet Arif anlamıyorsun

kardeşlik şarkısı yazıyor surların dış cephesinde yorumlayamıyor susuyorsun

gobi çölü sıcağında ayakların yanarken ezberin bozuluyor susuyorsun

bağlama duduk buzuki tınıları iniyor kentin üstüne ağıt tınıları iniyor dinliyorsun susuyorsun

duy sesimi diyorum sulat ile ıspant yanıma sokuluyor duymuyorsun

siu delip geçemiyor enkazı diyorum susuyorsun gelmiyorsun

enlil iştar ve enki’yi çağırıyorum gelmiyorlar yol kapalı susuyorsun

ea ve kisar’a sesleniyorum yol dikenli diyorlar susuyorsun

gecelere tarhunt’la teşup egemen diyorum ay donuk parlıyor kar serpiştiriyor susuyorsun

tanrılar tanrıçalar başımda medet umuyorum susuyorsun

yontucular gömüt taşı yontuyor henüz ölmedim sesim çıkmıyor susuyorsun

kızlar oğlanlar çocuklar daha görülecek günler var diyorum susuyorsun

insan yazıyorum bilim yazıyorum kader okuyorsun susuyorsun

sen de ne suskunmuşsun diyorum duymazdan geliyor gene susuyorsun

anlamadığım dilde sela okunuyor ölmeden öldüm sanıyorum

belki de gerçekten öldüm günler ölümden beter susuyorsun

sus bakalım bu suskunluğun da bir sonu olmalı diyorum

kısık sesimle ereskigal’e göçüyorum susuyorsun duymuyorsun

off ne uğursuz duyarsız sessiz bir uğultu bu