Son 20-30 yıl içinde toplumda öyle hızlı değişimler yaşandı ki, hepsine ayak uydurmamız neredeyse imkânsız hale geldi. Bu durumu yaratan en önemli neden ise teknolojik gelişmeler. Bilgisayar ve cep telefonları insanların her türlü ihtiyacını karşılar hale geldi. Aradığımız her şeyi orada bulabiliyoruz. Bir de cebimize para koyup karnımızı doyuruverse ne de güzel olurdu hani..!
Hal böyle olunca da toplumu oluşturan insanların bir araya gelerek yardımlaşma ihtiyacı ortadan kalktı ve bireysellik ön plana çıktı. Herkes kendi kafasına göre bir yol tutturmuş gidiyor. İnsanlar sadece kendileri için düşünüp kendileri için planlar kuruyor ve yine yalnızca kendileri için yaşıyorlar. Kimse diğerinin umurunda değil. Yol kenarında açlıktan gebersen kimse dönüp bakmaz bile…
Bir de olayın farklı bir yönü daha var ki yukarıda yazılanlarla çelişiyor. O da şu: Özellikle gençlerimiz giyimlerini kuşamlarını, yaşam tarzlarını kısacası her şeyini kendi beğenilerinden çok, başkalarınınkilere göre ayarlamaya başladı. Başkaları nasıl giyiniyorsa, o da öyle giyiniyor. Başkaları ne alıyorsa o da alacak, nerede ne yiyorsa o da illa ki aynı yerde onu yiyecek. Yolda giderken bile gözü iki yanda ve kendine kimlerin nasıl ve hangi gözle baktıklarıyla ilgili. Erkekler bile diğer erkeklerin ne giydikleriyle ilgileniyorlar. Kızlarımız zaten kendileri için değil, başkalarının bakışlarındaki beğeni ışıltılarını görmek için örtünüyorlar ya da örtünmeyip kabak çiçeği gibi açılıyorlar. Hal böyle olunca da karşı cinsler birbirlerini beyin ve kişilik özellikleriyle değil, giysi, takı ve bedensel özellikleriyle beğeniyorlar. Kimse kusura bakmasın, işin cılkı iyice çıktı ve bedensel teşhire yani Türkçesi gösterme ve sergileme sanatına dönüştü.
“Peki çözüm ne?” diye soracak olursak bir yanıt bulmamız çok zor olacak. Çünkü bu bozulmayı engellemesi, en azından aşırılıklardan arındırması gereken aile bireylerinin de kızlarından farkı yok; onlar da aynı kızları gibi hep birlikte dolaşıyorlar. Yani o taraftan bir çözüm yolu yok. Olayı dinsel açıdan da çözemeyiz, çünkü dini değerlendirmelere değer verilseydi zaten bu sorun ortaya hiç çıkmazdı. Kısacası o taraf da çözüme kapalı.
Geriye yine tek bir yol kalıyor o da eğitim yine eğitim ve bu yolla bilinçlendirme. Şimdi de asıl soru geliyor: Peki bunu gerçekleştirecek bir eğitim sistemine sahip miyiz? Ya da öğretmenin böyle bir yetkisi var mı?
Yanıtını bizzat yaşadığım bir olayla vereyim: Özel bir kurumda rehberlik sorumlusu olarak çalışırken 7. sınıf öğrencisi kızımız görüşmek için geldi. Sorunu aşırı kilolu olmasıydı ve bu sorunu yüzünden kendini çalışmaya veremiyordu. Üzerine daracık bir tişört giymiş, bu nedenle de fazla kilolar kat kat ortaya çıkmıştı. Görüşmemiz bitip de giderken kendisine
-“Annene söyle de sana daha bol giysiler alsın. Böylece vücut hatların belli olmaz.” dedim. Hay demez olaydım; on dakika sonra anne geldi ve bana aynen şunları söyledi:
-“Sen benim çocuğuma ne giydirdiğime karışamazsın, bundan sana ne!”
Evet değerli dostlar, ne tarafa el atsak elimizde kalan bir sorunla karşı karşıyayız. Belki de endişelenecek bir şey yok, bunu yalnızca biz geri kafalılar sorun ediyoruz, birilerinin umurunda bile değil. Ancak yine de bir şeyler yapılması gerektiğini düşünenlerin oranının hiç de küçümsenmeyecek düzeyde olduğunu sanıyorum.
Bilmem bana hak verir misiniz?
DÜŞÜNEN SÖZLER:
· Elbiselerini kendilerinin en önemli kısmı yapanlar, elbiselerinden daha değerli olamazlar. W. HAZLİTT
· Değerlerini diğerlerinden ayıramıyorsan, meğerlerini bir cebinde, keşkelerini öbür cebinde bulacaksın. LA EDRİ
· Diğerlerine göre yaşarsan kaç kuruşun olduğu önemlidir. Değerlerine göre yaşarsan, nasıl bir duruşun olduğu önemlidir. B. GÖKÇE
· İçini dışından daha fazla süsle, zira dışın halkın, için ise için Hakk’ın baktığı yerdir. MEVLÂNA
· Kendini dünyalar kadar değerli zannedenlere kısa bir not; dünya beş para etmiyor. ANONİM
· Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir. EFLATUN