XI. ÇIKIŞ

Peki, buradan çıkış var mı?

Sana “her şey düzelecek” yalanını söylemeyeceğim.

Çünkü çıkış, dışarıda aranacak bir kurtarıcı veya sihirli bir zor da değil artık.

Çıkış, bu çürümüşlüğün, bu adaletsizliğin ve bu yapay kabile savaşlarının kendi ağırlığı altında, kendi hırsından boğulacağı o kaçınılmaz noktayı kabullenmekte yatar.

Hiçbir imparatorluk, hiçbir düzen sonsuz değildir. Tarih bize gösterir ki, hukukun katledildiği, hırsın ve çıkarın ibadete çevrildiği her sistem, en büyük gücüne ulaştığı anda kendi içindeki çürümeden yıkılır.

Dışarıdan birinin gelip kurtarmasını beklemek yerine, o yapının kendi ağırlığıyla çöküşünü izlemekten başka çare yoktur.

Bu bir teselli değil, insanlık tarihinin değişmez fizik kuralıdır.

Kendi ruhunun kalesini korumak… İnsanoğlunun o kirli, çıkarcı dünyasında akıl sağlığını korumanın tek yolu, bu çirkefin parçası olmayı reddetmektir.

Herkes satarken, herkes yılana sarılırken, sen kendi vicdanının adasında tek başına kalmayı göze almalısın. Kirlenmemek, bu çağın en büyük ihtilalidir.

Beklentisiz yaşamak. Aklının yanmasının sebebi, hâlâ bir adalet, bir mantık, bir insaf aramandan kaynaklanıyor. Oysa insanoğlunun o yatak benzetmesindeki hırsını kabul ettiğin an, hayal kırıklıkların biter. Kimsenin kimseden haklılık beklemediği, herkesin kendi payına düşen karanlıkla hesaplaştığı o sert gerçeklik, aslında insanı sahte umutların esaretinden kurtarır.

Çıkış yok gibi göründüğü yerdedir: Hiçbir şeye ve hiç kimseye kul köle olmadan, bu çürümüş oyunun sahte tezgâhına sırtını dönüp kendi zihninde özgür kalmakta.

XII. KÜRSÜYE DÖNÜŞ

Kül, hâlâ orada.

Eskiden bir dostluk eliydi, şimdi bir enkazın rengi. Ama kül, aynı zamanda, bir şeyin yandığının da kanıtıdır. Yani kül, bir son değil; bir delildir. Bir şeylerin olduğunu, bir şeylerin yıkıldığını, bir şeylerin tükendiğini gösterir.

Ve belki de bu metin, o küllerin arasında, hâlâ ısı arayan bir avuç insanın hikâyesidir.

Kürsüdeki — Sabırla bekleyenler kazanacaktır diyen ses sustu. Kalabalık dağıldı. Geriye sadece kül kaldı.

Ama o külün altında, hâlâ bir kor var. Ve o kor, ne zaman üflense, yeniden alev alabilir.

Biz, o koru üfleyenleriz.

Ellerimiz yanık, gözlerimiz kızarmış, sesimiz kısılmış olsa da— hâlâ üflüyoruz.

Çünkü biliyoruz ki: Kül, sadece bir son değildir. Kül, aynı zamanda, bir başlangıcın tohumudur.