-5-
X. KIVILCIM
Bıçak kemiğe dayandığında bile susan o gençliğin kabuğunu kırması, sadece ekonomik bir açlıkla değil, ancak bireysel onurun ve geleceğe dair tüm umutların tamamen gasp edildiği o son eşik ile mümkün olabilir.
Tarih bize gösteriyor ki, insanlar açlığa bir yere kadar katlanır; ama ne zaman ki açlık, aşağılanma ve geleceksizlik ile mühürlenir, işte o zaman korkunun duvarı çatlamaya başlar.
O tetikleyici kıvılcım, akla gelen birkaç sarsıcı ihtimalle çakılabilir:
Bireysel değersizleşmenin patlaması:
Asgari ücretle çalışan, yıllarca “sus, ses etme” denilen o genç, sadece geçinemediğini değil; okuduğu okulların, döktüğü alın terinin, hayallerinin ve insan onurunun beş kuruşluk değere sahip olmadığını hücrelerine kadar hissettiği an. O an, kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığını anladığı andır.
Korkunun yerini, “Zaten kaybedecek neyim kaldı ki?” öfkesi alır.
Dijital hakikat ve maskelerin düşmesi:
Geleneksel medyanın ve büyüklerin kulaklarına fısıldadığı şükür masallarının, dijital dünyada yankılanan gerçeklikle tamamen kopması…
Gençler, dünyadaki akranlarının yaşadığı hayatla kendi mahkûm edildikleri karanlık arasındaki uçurumu gördükçe, o masalların birer illüzyon olduğunu fark ederler.
Bu farkındalık, sessizliği suç ortaklığına değil, derin bir öfkeye dönüştürür.
Kolektif bir utanç veya yeter isyanı:
Bazen bireysel korkular sokağa çıkmaya yetmez; ancak bir adaletsizlik, bir gencin ya da yakın bir arkadaşının göz göre göre harcandığı o büyük haksızlık, bardağı taşıran son damla olur.
“Halkın sabrı tükenmez, sadece birikir.”
O birikim, organize olmasa bile yerel, patlamaya hazır bir dinamit gibidir.
Korkuyla örülen bu duvarı yıkacak olan güç, açlık değil, o açlığın arkasındaki adaletsizliğin kibridir.
Çünkü kibir, bir gün en korkak kalbi bile isyana durduracak kadar ağır bir yüktür.
SÜRECEK