Birileri hep toplanıyor.

Takım elbiseler giyiliyor.

Bayraklar diziliyor, sıra sıra.

Kırmızı halılar seriliyor.

Fotoğraflar çekiliyor. Boy boy.

Her zamanki gibi dünyaya barış anlatılıyor.

Ne gariptir ki, dünyada savaşın en çok konuşulduğu masalarda en çok barış anlatılıyor.

NATO denilen şey biraz apartman yöneticiliğine benzemiyor mu?

Aidatı siz ödüyorsunuz.

Kuralları onlar koyuyor.

Kararları hep başkaları veriyor.

Faturayı ise alt kattaki kiracı ödüyor.

Sonra dönüp diyorlar ki: "Güvenliğiniz için..."

İnsan sormak istiyor.

Bu güvenlik kimin güvenliği?

Günümüzde Avrupa sokaklarında insanlar geçim derdinde.

Amerika'da insanlar sağlık sigortası hayali kuruyor.

Bizde vatandaş pazarda domates seçiyor.

Fakat dünyanın büyük efendileri yeni silah bütçelerini açıklıyor.

Daha çok füze...

Daha çok üs...

Daha çok asker...

Daha çok harcama...

Barışın ölçüsü, silah sayısıyla hesaplanıyor.

İnsanlığa yapılmış en pahalı şaka olsa gerek.

NATO'nun mantığı yağmurdan korunmak için evin çatısını sökmeye benziyor.

Önce korku üretiliyor.

Sonra korkunun ilacını satıyorlar.

Tehlikeyi büyüttükçe büyütüyorlar.

Peşinden güvenlik paketleri geliyor.

Silah şirketleri kâr üstüne kâr ediyorlar.

Savunma sanayilerini büyütüyorlar.

Halklar ise çocuklarının geleceği ipotek altında bu faturaları ödüyorlar.

Güzelim ülkemize gelince...

Bizim yöneticiler yıllardır aynı masaya oturuyor.

Aynı fotoğraf karesinde gözüküyorlar.

Aynı tümceleri kuruyorlar.

Fakat vatandaşın yaşamında değişen ne?

Çiftçi mazotu daha mı ucuza alıyor?

Emeklinin sofrasında bir dilim peynir mi artıyor?

Gençlerimizin geleceği daha mı güvenli?

Elbette hayır...

Zira NATO'nun gündemiyle halkın gündemi arasında dağlar kadar fark var.

Onların gözü haritalarda.

Bizim gözümüz mutfak hesaplarında.

Onlar sınırları çiziyor.

Vatandaş mutfak hesabı yapıyor.

Bir ulusun gücü başka ülkelerin askeri planlarında yer almakla ölçülmez.

Bir ülkenin gücü; okuluyla, bilimiyle, üretimiyle, hukukuyla ölçülür.

Çocuklarına bırakılan umutla ölçülür.

Başkalarının füzesine yaslanarak güçlü olunmaz.

Kendi aklına, kendi halkına, kendi Cumhuriyetine yaslanarak güçlü olunur.

Yıllardır bize hep aynı şey anlatılıyor. "Bu ittifak olmazsa güvende olamazsınız."

İnsan bazen düşünüyor:

Evin kapısını komşuya emanet etmek mi daha güvenli?

Yoksa kendi anahtarını kendi cebinde taşımak mı?

Türkiye'nin gereksinimi yeni cepheler açmak değil.

Yeni üsler değil.

Yeni düşmanlar değil.

Türkiye'nin gereksinimi daha fazla demokrasi, daha fazla hukuk, daha fazla bilimdir.

Zira tarihte hiçbir ulus başkalarının gölgesinde büyümemiştir.

Gölge serinlik verir.

Fakat ağaç olmayı öğretmez.

İşte bu nedenle.

Dünyanın neresinde kurulursa kurulsun, hangi süslü tümcelerle anlatılırsa anlatılsın, halkların geleceğini silahlanma yarışına bağlayan anlayışa karşı çıkmak gerekir.

Kısacası: NATO'ya değil...

Barışa evet.

Bağımsızlığa evet.

Cumhuriyete evet.