ÇIKIŞ YOLLARI: NEREDEN BAŞLAMALI?
Çıkış yolları her zaman büyük kapılardan başlamaz.
Bazen en etkili adım, en sessiz yerden atılır.
Bugün toplumun önündeki en büyük engel, güçsüzlük değil;
dağınıklıktır.
Bilgi var, öfke var, haklılık var…
Ama bunları bir araya getiren ortak bir hat yok.
O yüzden çıkışın ilk yön işareti şudur:
Parçalı tepkiyi ortak akla dönüştürmek.
Bu, herkesin aynı şeyi düşünmesi demek değildir.
Ama aynı gerçeklikte buluşması demektir.
Sorunun adını doğru koymadan, çözüm yolu açılamaz.
Yoksulluk konuşulmadan ekonomi,
adaletsizlik konuşulmadan hukuk,
eşitsizlik konuşulmadan demokrasi kurulamaz.
İkinci yön işareti, küçük ama sürekli adımlardır.
Toplum uzun süre büyük kırılmalar beklemeye alıştırıldı.
Oysa değişim, çoğu zaman bir gecede değil;
ısrarla tekrarlanan küçük itirazlarla olur.
Mahallede, işyerinde, okulda, sendikada, dernekte…
Yani hayatın tam içinde.
Üçüncü yön işareti, dayanışmayı yeniden anımsamaktır.
Dayanışma bir duygusal refleks değil,
bilinçli bir siyasal tutumdur.
Yalnız bırakılan her birey, düzenin güç kaynağıdır.
Yan yana gelen her yurttaş ise,
o düzen için bir risk.
Burada kritik bir ayrım yapmak gerekiyor:
Dayanışma, yalnızca zor günlerde birbirini kollamak değildir.
Aynı zamanda hesap sormayı birlikte öğrenmektir.
Kim karar veriyor?
Kimin adına?
Kimin bedelini ödeyerek?
Dördüncü yön işareti, beklemekten vazgeçmektir.
Bir lideri, bir seçimi, bir anı…
Çıkış, “doğru zaman” masalına ertelendiği sürece
hiçbir zaman gelmez.
Çünkü doğru zaman, çoğu zaman
yaratılan bir şeydir.
Bu noktada şunu açıkça söylemek gerekir:
Toplumdan mucize beklenmiyor.
Ama sorumluluk bekleniyor.
Seyirci olmamayı, unutmamayı,
“bana dokunmayan” çizgisini geçmeyi…
Bu bölümün söylediği şudur:
Çıkış yolları uzakta değil.
Ama cesaret, konfor alanının hemen dışında duruyor.
Bir sonrasında şu soruyu soracağız:
Bu yön işaretleri nasıl kalıcı bir güce dönüşür?
Umut bir duygu değildir; örgütlendiğinde anlam kazanır.
Yazımız burada bitiyor fakat konu tam da burada başlıyor.
BİTTİ