“Ben Yaptım Oldu” Sendromu ve Çorum Futbol Kulübü Gerçeği
Türkiye’de sporu konuşurken çoğu zaman hakemleri, federasyonları, fikstürü, şansı ya da talihi tartışıyoruz. Oysa gözümüzün önünde duran daha büyük bir mesele var:
“Ben yaptım oldu” anlayışı.
Bu anlayış sadece sporda değil; siyasette, iş dünyasında, sivil toplumda, hatta mahalle muhtarlığı seçimlerinde bile kendini gösteriyor. Ama en ağır faturayı spor ödüyor. Çünkü spor; strateji, sabır, organizasyon kültürü ve ekip ruhu ister. Kibirle değil, akılla yürür.
Bir binanın temelini sağlam atmadan çatıyı dikmeye çalışırsanız, ilk fırtınada yıkılır. Türk sporunun hikâyesi biraz da budur.
Çorum FK: Vitrin Parlak, İçerisi Kırılgan
Çorum’da yaşananlar, aslında Türkiye’nin küçük bir modeli. Çorum FK son yıllarda ligin en dikkat çeken bütçelerinden birine sahip oldu. Yıldız transferler, güçlü sponsorluklar, iddialı hedefler… Vitrin gerçekten parlak…
Ancak futbol, yalnızca para oyunu değildir.
Bir orkestrayı düşünün: En pahalı enstrümanlara sahip olmak, iyi bir senfoni için yeterli değildir. Şef doğru değilse, müzisyenler birbirini duymuyorsa, herkes kendi solosunu çalıyorsa ortaya müzik değil, gürültü çıkar.
Avrupa’da bunun örneklerini gördük. Paris Saint-Germain yıllarca yıldız transferlerle kadrosunu süsledi ama sistem, uyum ve karakter bütünlüğü sorunları nedeniyle istikrar üretmekte zorlandı. Buna karşılık Borussia Dortmund ya da Leicester City gibi kulüpler, mütevazı bütçelerle kolektif aklı büyüterek tarih yazabildi.
Fark para değildi. Fark, organizasyon kültürüydü.
İsimler Büyüdü, Hedef Küçüldü
Çorum’da bir dönem vardı; taraftar, yönetim, teknik ekip ve futbolcular aynı hikâyeye inanıyordu. Bir hedef etrafında birleşmişlerdi. O dönem atılan temel, bir sistem üzerine kuruluydu.
Sonra ne oldu?
İsimler büyüdü, hedef küçüldü.
Egolar şişti, takım ruhu zayıfladı.
Sabır kayboldu, kısa vadeli refleksler arttı.
Teknik direktör değişiklikleri, “maçı kurtarma” hamleleri, transferde sistem yerine vitrin tercihi… Tüm bunlar, “Ben yaptım oldu” anlayışının tipik sonuçlarıdır.
Futbolda akıl; doğru teknik direktörü doğru zamanda getirmek, transferi isim için değil sistem için yapmak, kriz anında panik değil plan üretmektir. Aksi hâlde yüksek bütçe sadece tribünleri oyalayan bir makyaj olur.
Türk Sporunun Kronik Sorunu: Kaybetmeden Öğrenmemek
Ne yazık ki biz kaybetmeden ders almıyoruz. Futbol izlemekle futbol yönetmeyi karıştırıyoruz. Tecrübesiz cesaret, planlı cesaretten daha yüksek ses çıkarıyor.
Aynı hataları tekrar edip farklı sonuç bekliyoruz. Her sezon yeniden umutlanıyor, her sezon aynı duvara çarpıyoruz. Sonra suçu dışarıda arıyoruz.
Statlarımız yeni.
Formalarımız modern.
Bütçelerimiz geçmişe göre yüksek.
Ama sahaya yansıyan tablo çoğu zaman ruhsuz bir koşuşturma.
Ego ile Büyüyen Çocuklar
Bir başka sorun da gençlere yaklaşımımız.
16 yaşındaki bir futbolcunun sırtına “Türkiye’nin en büyük yeteneği” etiketi yapıştırıyoruz. Daha filizlenmeden onu dev bir ağaca dönüştürüyoruz. Sonra da her maçtan sonra büyüyüp büyümediğini kontrol ediyoruz.
Tohumu her gün kazıp “Çıktın mı?” diye sorarsanız, o tohum çürür.
Performans; sessizlikte, sabırda ve doğru ortamda gelişir. Ego ile büyüyen çocuk, baskı altında ezilir. Alkış gelmezse kaybolur. Eleştiri gelirse dağılır.
Sonra klasik cümle gelir:
“Çok yetenekliydi ama olmadı.”
Olmadı çünkü biz onun zihnini sahaya sürdük, ruhunu yorduk.
Empati: Kaybolan Köprü
Empati yoksa spor kültürü de yoktur.
Yönetim taraftarı anlamazsa, taraftar yönetime güvenmezse, futbolcu yalnız hissederse başarı gelmez. Spor; sadece taktik değil, aynı zamanda vicdan işidir.
Empati bir “hiçlik terbiyesi”dir. Kendini merkeze koymamaktır. Bir anlığına “ben”i geri çekip “biz”i büyütmektir.
Çorum’da bugün eksik olan şey belki de tam olarak budur: Vicdan köprüsü.
Herkes kendi doğrusunda ısrar ediyor.
Herkes kendi egosunun sarayında oturuyor.
Tribün öfkeli, saha gergin, kalemler temkinli.
Bu iklimden başarı çıkmaz.
Ya Akıl, Ya Enkaz
Türk sporunun önünde iki yol var:
Ya “Ben yaptım oldu” anlayışıyla günü kurtarmaya devam edeceğiz,
Ya da akılcı yönetim, uzun vadeli planlama, karakter analizi, sabır ve takım ruhuna dayalı bir kültür inşa edeceğiz.
Çorum FK için de durum farklı değil. Süper Lig hayali hâlâ mümkün. Ama bu hayal; vitrinle değil, görünmeyen bağlarla gerçekleşir.
Futbolda para vitrini süsler.
Başarıyı ise akıl, ruh ve empati getirir.
Belki de mesele artık şudur:
“Ben” demeyi bırakıp “biz” diyebilecek miyiz?
Eğer bunu başarabilirsek, sadece Çorum değil, Türk sporu da yeniden ayağa kalkabilir.
Başaramazsak, her sezon aynı cümleyi kurmaya devam ederiz:
“Bu sene de olmadı.”