Tüberkülozun dünyanın en eski ve en yaygın enfeksiyon hastalıklarından biri olduğunu vurgulayan Nayman, dünya nüfusunun yaklaşık üçte birinin bu hastalıkla enfekte olduğunu ifade etti. Nayman, “Her saniye bir kişi tüberküloz basili ile enfekte olmaktadır. Kısa süreli kombine tedavi yöntemleriyle önemli başarılar elde edilmiştir” dedi.
Elde edilen başarılara rağmen mücadelenin gevşetilmemesi gerektiğine dikkat çeken Nayman, 1980’li yıllarda çok ilaca dirençli (MDR) ve 1990’lı yıllarda ileri düzey dirençli (XDR) tüberküloz türlerinin ortaya çıkmasının hastalığı yeniden küresel bir tehdit haline getirdiğini belirtti.
Tüberkülozla mücadelede en önemli hedefin enfeksiyonun erken tespiti olduğunu ifade eden Nayman, temaslı taramasının kritik rol oynadığını dile getirerek, kaynak vakayla temas eden kişilerin belirlenerek erken dönemde tedavi altına alınmasının hastalığın yayılmasını önlediğini kaydetti.
Türkiye’de risk gruplarına da dikkat çeken Nayman, tüberküloz hastalarıyla temas edenler, cezaevlerinde kalanlar ve sağlık çalışanlarının yüksek risk altında bulunduğunu söyledi. Tanı sürecinde kullanılan testlere de değinen Nayman, interferon-gama salınım testlerinin (İGST) özellikle risk değerlendirmesinde önemli bir araç olduğunu ancak tek başına kesin tanı yöntemi olmadığını belirtti.
Tüberküloz kontrolünde en önemli unsurun erken tanı ve etkili tedavi olduğunu vurgulayan Nayman, “Bu sayede hem hastalığın yayılması önlenir hem de toplum sağlığı korunur” dedi.
Koruyucu önlemler kapsamında aşı, koruyucu tedavi ve enfeksiyon kontrolünün büyük önem taşıdığını ifade eden Nayman, günümüzde BCG aşısı dışında etkili yeni bir aşının henüz bulunmadığını da sözlerine ekledi.





