Her gün haberlerde aynı cümleler dönüp duruyor:

“Yaya geçidinde çarptı…”
“Makasa girdi…”
“Alkollüydü…”
“Ambulansa yol vermedi…”
“Çakarla terör estirdi…”

Ve biz her seferinde bir süre üzülüp, sonra unutuyoruz.

Oysa unutulan şey sadece bir haber değil.
Unutulan şey; birinin babası, birinin annesi, bir çocuğun geleceği, bir evin ışığı, bir ülkenin acınacak hâli…

Türkiye’de araba kullanan insanlara “trafik” kelimesini demeniz yeterlidir; insanı çileden çıkarır. Çünkü Türkiye’de trafik meselesi yıllardır “yol” meselesi olmaktan çıktı. Bir çileye dönüştü.

Herkes şikâyetçi… Herkes kuralları çok iyi biliyor… Ama gel gör ki herkes kural ihlali yapıyor. Herkes kendi penceresinden haklı olduğu için ortada haksız yok. Kendi adıma, arabaya binmeye gelince çekeceğim ıstırabı düşünerek yürümeyi ve yorulmayı tercih ediyorum.

Dolayısıyla ne derlerse desinler, ne yazarsak yazalım, bu artık bir ahlak, bir vicdan, bir hayat hakkı meselesine dönüşmeli.

Tam da bu yüzden TBMM’den geçen yeni trafik düzenlemesini destekliyorum. Hatta kendi adıma bazı cezaların daha da ağır olabileceğini düşünüyorum.

Çünkü bu kanun yalnızca cezaları artırmıyor; bir gerçeği kabul ediyor: Trafikte “hata” diye geçiştirilen şeylerin çoğu aslında düpedüz saygısızlık ve umursamazlık.

Bizde yıllarca trafik olaylarına “kaza” denildi.
Sanki gökten düşen bir taş gibi…

Gerçek şu: Trafikte “kaza” yok; “ihmal” var.

Çünkü:

Birinin telefonla oynayarak şerit değiştirmesi kaza değil.
Birinin makas atarak aileleri biçmesi kaza değil.
Birinin 160’la şehir içinde uçması kaza değil.
Birinin ambulansa yol vermemesi kaza değil.
Birinin başka bir arabanın önünü kesip aşağı inerek dayılanması kaza değil…

Bu bir tercih meselesi.
Ve bu tercihlerin bedelini hep masum insanlar ödedi.

Yeni kanun işte bu noktada önemli bir kırılma. Çünkü artık devlet şunu diyor:

“Senin özgürlüğün, başkasının canına değdiği yerde biter.”

Bazıları cezaların artmasına karşı çıkıyor.
“Bu kadar ceza olur mu?” diyerek sitem ediyor.

Tekrar ediyorum: Kendi adıma bazı cezaların daha da ağır olabileceğini düşünüyorum.

Olur.

Ceza, caydırıcılıksa adalettir.

Çünkü Türkiye’de bazı insanlar trafik kurallarını her ne hikmetse “tavsiye” sanıyor.
Bazıları kırmızı ışığı her ne hikmetse “kişisel görüş” zannediyor.
Bazıları yaya geçidini her ne hikmetse “dekor” sanıyor.
Bazıları da tanıdıkları birkaç yetkiliyi her ne hikmetse “kanun” sanıyor.

Kusura bakmayalım ama bu ülkenin yolları; kimsenin egosunu tatmin edeceği, can alacağı, devletin kanunlarını yok sayacağı, devlet malına zarar vereceği bir arena değildir.

Eğer bir insan:

  • Alkollü araç kullanıyorsa,
  • Şehir içinde canavar gibi hız yapıyorsa,
  • Ambulansa, polise, jandarmaya, itfaiyeye yol vermiyorsa,
  • Yetkisiz çakarla araç sürüyorsa,

orada artık mesele “sürücü hatası” değil; mesele toplumsal güvenliktir.

Yeni trafik kanunlarının en güzel tarafı şudur:

Bu düzenleme “iyi sürücüyü” cezalandırmıyor. Asıl devrim burada başlıyor. Normal insanı, yıllardır ezilenleri koruyor.

  • Trafikte kurala uyanı,
  • Çocuğuyla karşıdan karşıya geçeni,
  • Sinyal veren sürücüyü,
  • Emniyet kemeri takanı,
  • Sabreden insanı…

Yani bu ülkede “normal” kalmaya çalışan insanı.

Çünkü yıllardır trafikte “normal olmak” aptallık, enayilik, korkaklık gibi gösterildi. Kurala uyanlarla dalga geçildi. Yavaş gidenlere korna basıldı. Yaya geçidinde geçenler için duran sürücüye arkadan küfredildi.

Şimdi roller değişiyor. Doğrusu da bu.

Trafik dediğin şey aslında bir ülkenin aynasıdır. Daha da basitçe: Trafik bir medeniyet aynasıdır. Ama görebildiğim kadarıyla bu ayna bizde hep puslu; sürekli silinmesi gerekiyor.

Çünkü bir ülkede “ben” her şeyse, trafikte de “ben” olur.

Yeni trafik kanunu işte bu “ben” kültürüne bir fren olur. Ve bazılarına bu fren ağır gelecek.

Gelsin.

Çünkü fren zaten ağır gelmeli.
Fren zaten caydırmalı.

Bu kanun bir başlangıçtır

Elbette kanun tek başına yetmez.

Denetim şart.
Eğitim şart.
Ehliyet veriliş şeklinin daha zor olması ve sistemin ciddi şekilde denetlenmesi şarttır.

Ama şunu kabul edelim:

Bu kanun, en azından “kural tanımazlık” karşısında devletin susmadığını, susmayacağını; daima haklıdan yana, haksızın karşısında olduğunu gösteriyor.

Bu tür kanunlar, her zaman doğrunun yanında olma umudunu güçlendirir.

Ben bu yeni düzenlemeyi destekliyorum.

Çünkü ben trafikte:

  • Çocuğunu okula götüren babanın,
  • Yaşlı annesini hastaneye yetiştiren evladın,
  • Yaya geçidinde duran insanın,
  • Direksiyon başında korkarak araç kullanan kadının

yanında duruyorum.

Bu ülkenin yollarında saygı yeniden hâkim olsun istiyorum.

Çünkü biz bu memlekette trafikte çok şeyi kaybettik.
Ama en çok da insan hayatını hiçe saymayı kaybettik.

Yeni trafik kanunu belki de uzun zaman sonra ilk kez şunu söylüyor:

“Bir can, bir hızdan daha değerlidir.”

Ve evet…

Bu cümleyi geç de olsa duymak insana iyi geliyor.

Trafikte insan kalmak…