Bazı görüntüler gelir geçer gözümüzün önünden… Çoğunu fark etmeyiz bile; hafızamız siler gider.
Bazıları da haber diye geçer ekrandan ama içimize “hatırlatma” diye düşer.

Memleketin ücra bir yerinde kar yağıyordu.
Hani şu yaşadığımız yerlerin gürültüsünü bile susturan, sokak lambalarının altında ince ince parlayan kar…
Üşüten ama bir gariptir ki hem bizi hem de doğayı güzelleştiren kar…

Ve o karın altında yüzlerce çocuk vardı.
Eller ceplerinde, yanakları kıpkırmızı, nefesleri buhar olmuş…
Ama gözlerinde yaşama sevinci olan o pırıl, pırıl çocuklar…

Sonra bir şey oldu:
O çocuklar, okul bahçesinde İstiklal Marşı’nı okumaya başladı.

Öyle ezbere bir okuma değildi bu.
Öyle “hadi okuyun” denildiği için söylenen bir metin de değildi.
İçten geliyordu.
Kalpten geliyordu.
Kalplerinin en derin yerlerinden, canı gönülden söyleniyordu.

Çünkü insan bazen bir ülkeyi, bir bayrağı, bir marşı, bir tarihi…
En çok da çocukların sesinden anlıyor.

Kar Soğuktu… Evet. Ama Marş Sıcaktı.

Karın soğuğu teni üşütür; yeri gelir buz keser.
Ama bazı sesler vardır… Soğuğa kalkan olur, insanın içini ısıtır.

İstiklal Marşı’nın her kelimesi bir yemindir, bir duadır.
Bir şiir değildir sadece.
Bir milletin “Ben buradayım!” diye verdiği sözdür.

Şimdi düşün:
O söz, kar altında, çocukların ağzından dökülüyor…

Bu memlekette kimi zaman yetişkinler birbirine bağırır.
Kimi zaman kavga ederiz.
Kimi zaman kırılırız, yoruluruz, birbirimizi anlamayız.

Ama çocuklar…

Çocuklar hâlâ aynı cümlede buluşabiliyor, her şeye rağmen.
“Korkma!” diyebiliyor.

Biz Unutuyoruz… Onlar Hatırlatıyor.

Biz büyüdükçe garip bir şey oluyor bize:
Çok şey biliyoruz ama çok şeyi de unutuyoruz.

Unutuyoruz mesela;
Bir zamanlar bu toprakların kolay kazanılmadığını…

Unutuyoruz;
İnsanların cephede aylarca aç kaldığını, ayakkabısız yürüdüğünü…

Unutuyoruz;
Çocuğuyla, genciyle, kadınıyla, yaşlısıyla birlik olduğumuzu…

Unutuyoruz;
Alevi’siyle, Sünni’siyle, Çerkez’iyle, Kürt’üyle… Omuz omuza mücadele verdiğimizi…

Unutuyoruz;
Bir marşın aslında bir milletin yüreğinden kopmuş dua olduğunu…

Ama çocuklar unutmaz.
Çünkü çocuklar, kalabalıkların gürültüsüne değil; hakikatin sesine kulak verir, ona yakın durur.

Kar altında İstiklal Marşı okuyan çocuklar, bize şunu dedi:

“Biz hâlâ buradayız.
Biz hâlâ inanıyoruz.
Biz hâlâ bu ülkenin umuduyuz.”

BİR MİLLETİN EN GÜÇLÜ YERİ: ÇOCUKLARIN TEMİZ YÜREĞİ

Bazı insanlar “gelecek” deyince projeler anlatır:
Ekonomi, teknoloji, plan, program…

Ben “gelecek” deyince sadece şunu düşünüyorum:
Bir çocuğun üşüyen dudaklarıyla doğruyu söylemesi.

Çünkü ülkeyi asıl ayakta tutan şey;
Binalar değil… Yollar değil… Köprüler değil…

İnançtır.
Duruştur.
Birlik duygusudur.

Ve o duygu bazen en güçlü şekilde çocukların sesinde yankılanır.

Kar yağarken İstiklal Marşı okumak küçük bir şey gibi görünür.
Ama değil.

Çünkü bir şey oldu:
O marşla bizim yüreğimiz ısındı.

Çünkü bu ülke bazen kar altında bile sıcak kalabiliyor.
Bazen karın içinden bile umut çıkabiliyor.
Bazen bir millet, kendini en çok çocuklarının gözlerinde görüyor.

Bu ülkede çok şey tartışılır.
Ama bazı şeyler tartışılmaz.

Bir çocuğun kar altında İstiklal Marşı okuması tartışılmaz.
O sadece görülür.

Görülür…
Ve insanın gözleri dolar.

Çünkü o an anlarsın:
Bu memleketin en sağlam kalesi;
Tankı, topu, duvarı değil…

Çocuklarının yüreğidir.

Kar altında İstiklal Marşı okuyan çocuklar, hepimize şunu hatırlattı:

Bu ülke bazen çok yorulur…
Ama asla düşmez.

Çünkü bir yerlerde, kar yağarken bile “Korkma!” diyebilen çocuklar vardır.