Arca Çorum FK’nın İstanbulspor karşısında aldığı 3-2’lik sonucu sadece bir yenilgi olarak okumak, sahadaki asıl problemi ıskalamak olur. Çünkü bu sadece bir skor kaybı değil, sezonun kırılma anlarından biri ve kulübün saha içi ile saha dışı yönetim anlayışının artık açık biçimde sorgulanması gereken kritik bir eşiktir.

Önce birkaç temel gerçeği netleştirelim. Çorum FK bu maça kadar kendi sahasında hiç kaybetmemişti. İstanbulspor ise oyunu bozmayı, tempoyu düşürmeyi ve tamamen reaksiyon futbolu oynamayı tercih eden bir rakipti. Konuk ekibin ilk ciddi atağının 25. dakikada gelmesi, maçın hangi psikolojiyle oynandığını anlatmaya yetiyor sanırım.

Saha ağırdı. Hakem performansı haftalardır olduğu gibi yine kabul edilebilir sınırların çok altındaydı. Verilen ve verilmeyen fauller, oyunun sürekli kesilmesi ve kritik anlarda çıkan kararlar, Çorum FK’nın ritmini doğrudan etkiledi. Bu nedenle camiada oluşan “haftalardır sindirilen bir takım” hissi anlaşılır bir duygu. Ancak, bugün özellikle kendimize bakmak zorundayız.

Maçın istatistikleri sahadaki tabloyu çok net özetliyor. Çorum FK, 553 pas, yüzde 85,7 pas isabeti ve yüzde 68 topla oynama oranıyla oyunun neredeyse tamamını oynayan taraftı. Rakip ceza sahasında 48 kez topla buluşuldu, 10 korner kullanıldı, 53 orta yapıldı. Kâğıt üzerinde bu veriler net bir baskı oyununu anlatıyor.

Ancak futbol sadece baskı kurmak değildir. Asıl çarpıcı gerçek şu: Çorum FK 14 şut atarken, rakip yalnızca 6 şutta kaldı. Yani oyunu oynayan Çorum FK, skoru belirleyen taraf ise İstanbulspor oldu.

İstanbulspor sadece 11 kez ceza sahamıza girebildi ve bu sınırlı girişlerden 4 isabetli şutla, ikisi penaltıdan olmak üzere 3 gol üretti. Buna karşılık Çorum FK yalnızca 3 isabetli şutta kaldı. Bu tablo bize çok net bir şey söylüyor: Çorum FK topa sahipken güçlü, top rakibe geçtiğinde ise savunma dengesi çok kolay bozulan ve kırılgan bir takıma dönüşüyor.

Burada doğal olarak işin merkezine teknik yönetim yerleşiyor. Hüseyin Eroğlu bu şehre geçen sezonun şampiyon hocası unvanıyla geldi. Tüm şehir bu tercihi destekledi. Ben de isim ve kariyer anlamında doğru bir seçim olduğunu düşünenlerden biriydim. Üstelik Tahsin Tam ve Çağdaş Çavuş’un ardından sezonun üçüncü teknik direktörü olarak göreve başlamış bir hocadan söz ediyoruz. Adaptasyon süresi ve kadroyu tanıma ihtiyacı bir noktaya kadar kabul edilebilir.

Ancak o eşik çoktan aşıldı. Her hafta “şampiyon olacağız” cümlesini kurup sahada net bir oyun modeli ortaya koyamıyorsanız, bu söylem bir motivasyon ifadesi olmaktan çıkar ve doğrudan sorgulanır hale gelir. Bugün sahadaki Çorum FK, savunması organize olmayan, hücumda tamamen doğaçlamaya kalan ve oyuna müdahaleleri rakibe göre şekillenmeyen bir takım görüntüsü veriyor.

En temel problem çok net: Bu takımın sahada karşılığı olan bir planı yok. Duran top organizasyonları yok. Rakibe özel hazırlanmış bir maç planı yok. Oyunun hangi bölümünde hangi davranış setine geçileceğine dair belirgin bir yapı yok. Rakip analizlerinin sahaya yansıdığına dair somut bir iz de görünmüyor. Rakipler artık Çorum FK’nın karşısına çıkarken neyle karşılaşacaklarını çok rahat öngörebiliyorlar.

Oyun içi hamleler tribündeki taraftarın bile ezberlediği değişikliklere dönüşmüş durumda. Oyuna giren oyuncuların net bir rol tanımı yok. Değişiklikler, oyunun problemini çözmek için değil, alışkanlıkla yapılıyor. Bu noktada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Samsunspor ve Gençlerbirliği dönemlerinde izlediğimiz Hüseyin Eroğlu profili ile Çorum FK’daki teknik adam profili gerçekten aynı mıydı?

Oyuncu tarafına bakarsak; Arda’nın dönüşüyle savunmada toparlanma beklentisi oluşmuşken, yapılan basit penaltı, bu seviye için kabul edilebilir değil. Sinan’ın VAR gerçeğini bilmesine rağmen yaptığı kontrolsüz temas, maçın kırılma anına dönüştü. Üzeyir haftalardır ciddi bir düşüş içinde ve iki gol doğrudan onun oynadığı bölgeden gelen hatalarla oldu.

Orta saha neredeyse yok gibi. Çok rahat geçiliyor, ikinci toplar toplanamıyor, savunma önü korunamıyor. Ahmed Ildız, Süper Lig seviyesinden gelen bir oyuncu olmasına rağmen haftalardır oyunun merkezine dokunamıyor. Yusuf Erdoğan, Serdar Gürler ve Mame Thiam gerçek performanslarının oldukça uzağındalar. Yusuf Erdoğan gibi maliyeti ve profili yüksek bir oyuncunun sol bekte kullanılması ise hem verimlilik hem rol tanımı açısından ciddi bir soru işareti.

Fredy’nin oyunda görünüp kaybolan performansı, Aleksic ve Samudio’nun oyuna girişlerinin karşılık üretmemesi, Burak Çoban gibi skora en yakın oyuncunun oyundan çıkarılması… Tüm bu detaylar, saha içi yönetimin ne kadar zayıf kaldığını gösteriyor.

Artık açık konuşmak gerekiyor. Bu sezon üç teknik direktör değişti. Yaklaşık yirmiye yakın oyuncu sirkülasyonu yaşandı. Bu noktadan sonra oklar yönetime dönebilir. Çünkü bu sezonu kurtarabilecek olan şey, yeni bir teknik adamdan çok, kulübün futbol aklını yeniden inşa edecek güçlü ve yetkin bir yapılanmadır.

Ve özellikle altını çizmek istiyorum: Avrupa’nın önde gelen başarılı futbol kulüpleri, üst akıl konusuna ve futbol kültürlerinin devamlılığına büyük hassasiyet gösterir. Çorum FK’nın da artık günü kurtaran reflekslerle değil, transferden teknik yapılanmaya, analizden oyuncu profiline, kulüp içi iletişimden saha dışı ilişkilere kadar uzanan bütüncül bir futbol planlamasına ihtiyacı var. Sahadaki bu dağınıklık, yalnızca antrenman sahasında değil, saha dışında üretilen dağınıklığın da doğal sonucudur.

Son sözüm oyunculara… Bu saatten sonra, kim teknik direktör olursa olsun, bu şehir artık sahada sadece forma giyen değil, terinin son damlasına kadar mücadele eden, oyuna ruh koyan bir takım görmek istiyor. Çünkü bu tribün bahaneye değil, sahadaki samimiyete bakar.