Babam tam bir çarıklı erkânıharpti. Okullarda okumamıştı belki ama Anadolu'nun bin yıllık aklını taşırdı. Sezgisi güçlüydü, insanı da zamanı da çok iyi okurdu. Bir sohbetinde bana şöyle dedi:
"Evladım, insan oturduğu yere alışınca kalkması zor olur."
O gün bu söz bana, sıradan gibi gelmişti.
Meğer babam memleketin bugünkü siyasetini anlatıyormuş...
Zira bazı koltuklar vardır.
Oturunca insanın boyu uzamaz ama kendisini daha büyük sanır.
Gözleri daha uzağı görmez ama gördüğünü zanneder.
Kulakları daha iyi duymaz ama halkın sesini işittiğini sanır.
Asıl tehlike de budur işte.
Zira bir gün gelir, sandığın söylediğiyle koltuğun söylediği birbirinden ayrılır.
Sandık başka yöne işaret eder.
Koltuk başka yöne,
O zaman siyasetçinin önünde iki yol vardır.
Ya halkın gösterdiği yöne yürümek.
Ya da oturduğu koltuğa sarılmak.
Türkiye uzun yıllardır ağır ekonomik sıkıntılar yaşıyor.
Emekli dertli.
İşçi dertli.
Çiftçi dertli.
Gençler bavullarını toplamaya hazırlanıyor.
Milyonlarca insan değişim istiyor.
Bu nedenle muhalefetin önünde açılan her yol, yalnız bir partinin değil, umut arayan insanların da yolu oluyor.
Fakat bazen siyaset garip bir tiyatroya dönüşüyor.
Sahnenin önünde seyirciler başka oyunu izliyor.
Kulislerde ise bambaşka hesaplar yapılıyor.
Millet seçim kazanmanın yolunu konuşurken bazıları koltuğun tapusunu konuşuyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu memlekette amaç iktidarı değiştirmek mi?
Yoksa odanın anahtarını korumak mı?
Çünkü halkın aklı bazılarının düşündüğünden çok daha berraktır.
Vatandaş her ayrıntıyı bilmeyebilir.
Mahkeme dosyalarını okumayabilir.
Parti tüzüklerini ezbere sayamayabilir.
Fakat kimin mücadele ettiğini, kimin ayak direttiğini hisseder.
Hissiyat, siyasette bazen rakamlardan daha güçlüdür.
Bunun için Anadolu insanı güzel bir söz söylemiş:
"Rüzgârın önünde duran ağacın kökü sağlam olmalı."
Eğer sağlam değilse devrilir.
Siyasette de böyledir.
Bir siyasetçi halkın desteğini kaybettiği halde sadece makamın desteğiyle ayakta kalmaya çalışıyorsa, kök yerine sırığa yaslanıyor demektir.
Sırık bir gün çekilir.
Ama kök yerinde kalır.
Bugün yaşanan tartışmaların özünde de bu var.
Koltuk ile sandık arasında bir tercih...
Mesele kişilerden büyüktür.
Çünkü siyasette en son sözü ne genel merkez söyler, ne kurultay salonları, ne de mahkeme koridorları...
En son sözü her zaman sandık söyler.
O yüzden bazı siyasetçiler seçim kaybederek gider.
Bazıları ise halkın gönlünü kaybederek...
Sandık kaybedenin yeniden şansı olabilir.
Fakat gönülleri kaybedenin dönüşü yoktur.