Eğitim-İş Çorum Şubesi Yönetim Kurulu, Çorum Belediyesi’nin Ramazan ayı etkinlikleri kapsamında ilk ve ortaokul öğrencilerine yönelik olarak “sevap avcıları” adı altında düzenlediği yarışmaya tepki göstererek, çocukların saf niyetinin ve iyilik yapmanın şova dönüştürülmemesini istedi.
Eğitim-İş yöneticileri, “İyilik bir yarışma değil, kalp işidir; belediyecilik ise asla bir "manevi müfettişlik" yeri değildir!” ifadesini kullandı.
Açıklamada, çocukların yaptığı iyilikleri videoya çekmeye yönlendirildiği belirtilerek, bu durumun kalıcı hasarlara yol açabileceği, toplumda iyilik yapmanın reklama dönüştürüleceği algısı yaratılacağı ifade edildi.
Açıklamada, “Çocuklarımızın tertemiz duygularının, siyasi şovlara ve puanlama sistemlerine alet edilmesine karşıyız. İyilik, bir şartnameye sığmayacak kadar yüce; inanç ise belediye başkanının puan cetveline girmeyecek kadar mahremdir. Belediye yönetimini; çocuklarımızı birer "puan avcısı" haline getiren bu ticari mantıklı projeden vazgeçmeye, dini ve insani değerleri "oyunlaştırma" adı altında basitleştirmemeye davet ediyoruz” denildi.
Eğitim-İş Çorum Şube Yönetim Kurulu’nun basın açıklaması şu şekilde:
“BELEDİYE KONTROLÜNDE PUANLI İYİLİK ŞOVU”
“İlimiz belediyesi, Ramazan ayı münasebetiyle ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik bir yarışma düzenleyeceğini duyurmuştur. Ve "iyilik yapmayı" bir yarışmaya, çocukların saf niyetlerini ise birer "performans kriterine" dönüştüren, akıllara zarar bir şartnameye imza atmıştır. İlk 19 gün boyunca "görev listesindeki" iyilikleri yapıp puan toplayacak olan çocuklarımıza verilmek istenen mesaj şudur: "İyilik yap, sisteme gir, puanı kap, ödülü al!"
İyilik bir yarışma değil, kalp işidir; belediyecilik ise asla bir "manevi müfettişlik" yeri değildir.
İyilik, bir "varış noktası" ya da bir ödül töreninde sona eren "sezonluk bir kampanya" değil; bireyin ömür boyu karakterine işleyen bir süreç eğitimidir. Onu bir yarışma formatına sokmak, eğitimin en temel pedagojik ilkelerini kökünden sarsar. Komisyonun, pedagoglar veya çocuk gelişimciler yerine, idari birim yöneticilerden oluşan yapısı bile; manevi gelişimi bir kalite kontrol sürecine dönüştürerek, aslında çocukları öncelemeyen, iyilik yapmanın huzurunu değil, bir sistemi tatmin etmenin stratejisini öğretmektedir.
Yayınlanan yarışma şartnamesi, iyiliği ispatlamayı, videoya çekmeyi WhatsApp üzerinden "onaya" sunmayı zorunlu kılıyor. Çocukların zihninde "belediyenin ya da kimsenin görmediği, puanlamadığı iyilik boştur" algısı yaratmak, maneviyata hizmet değil, iyiliğin özünü yok etmektir.
“ERDEMLİ İNSAN OLMAK, İYİLİK YAPMAK
TAKIM SPORU VEYA AV DEĞİLDİR”
Eğer bir ihtiyaç sahibine yardım ederken videonuz 2 dakika 1 saniye olursa "teknik uygunluk"tan puanınız kırılabilir! Kalbe bakması gereken bir değerin, "Video Kurgu ve Teknik" (15 puan) kriterine hapsedilmesi, samimiyeti "yönetmenlik becerisine" kurban etmektir.
İyilik, ferdin kendi vicdanıyla baş başa kaldığı bir andır. Bunu 3 kişilik bir "takım" kurmaya, bir "takım liderine" ve "puan tablosuna" bağlamak; insani değerleri bir bilgisayar oyunundaki "görev tamamlama" mantığına indirgemektir. Sayın Belediye Başkanı, İyilik, dayanışma, vicdani sorumluluk kısacası erdemli insan olmak, bir 'takım sporu' veya 'av' değildir!
Çocuğun motivasyonu, bir canlıya yardım etmenin iç huzuru değil, "Bisiklet mi, Tablet mi?" sorusudur. Maddi ödül için yapılan iyilik, ödül alındığı an biter. Evrensel etik değerler, iyiliği 'hiçbir karşılık beklemeden' yapmayı öngörürken; belediye, ödül vaadiyle 'çıkarcı bir ahlak anlayışı' inşa etmektedir. Kamusal kaynakları kullanarak, belirli bir inanç pratiği üzerinden çocukları 'makbul olan ve olmayan' diye kategorize eden bu mühendislik çabası, laikliğin açık ve net bir ihlalidir.
“YAPILAN İYİLİK SİYASİ REKLAMA DÖNÜŞECEK”
Şartnamede yer alan fotoğraf ve videoların medyada paylaşılma zorunluluğu, iyiliğin mahremiyetini yerle bir etmektedir. Çocuklarımızın tertemiz duygularını ve yaptıkları yardımları birer siyasi reklam materyaline dönüştürmek, ne pedagojiye ne de inanç etiğine sığar.
Çocuklarımıza merhametin ve vicdanın karşılığının iç huzur olduğu değil; bir "tablet" veya "bisiklet" olduğu kodlanmaktadır. Allah rızasını, belediye puanına endeksleyen bu yaklaşım; dinde samimiyeti değil, küçük yaşta "çıkarcı bir bürokrasi" anlayışını körüklemektedir.
“ÇOCUKLARIN TEMİZ DUYGULARINI,
SİYASİ ŞOVLARA ALET ETMEYİN”
Sonuç olarak, Belediye başkanının asıl görevi; halkın vergileriyle şehre hizmet etmek, sosyal yardımları insan onurunu kırmadan ulaştırmaktır. Ancak görüyoruz ki belediye, asli işlerini bir kenara bırakmış, çocukların "niyet bölgelerine" müdahale eden bir "manevi müfettiş" rolüne soyunmuştur.
Eğitim-İş olarak; çocuklarımızın tertemiz duygularının, siyasi şovlara ve puanlama sistemlerine alet edilmesine karşıyız. İyilik, bir şartnameye sığmayacak kadar yüce; inanç ise belediye başkanının puan cetveline girmeyecek kadar mahremdir. Belediye yönetimini; çocuklarımızı birer "puan avcısı" haline getiren bu ticari mantıklı projeden vazgeçmeye, dini ve insani değerleri "oyunlaştırma" adı altında basitleştirmemeye davet ediyoruz.”