Çocuklar sirke götürüldüklerinde en çok palyaçoları severler.

Kocaman ayakkabılarıyla yürürken düşer gibi yapan palyaço, yüzünü boyar; abartılı devinimlerle herkesi güldürür. Çocuk aklı işte… Onların gerçekten sakar olduğuna inanır.

Büyüyünce anlar ki palyaço düşmez. Düşüyormuş gibi yapar.

Zira görevi eğlendirmektir. Yönetmek değil.

Fakat çağımızda küçük bir karışıklık oldu.

Palyaço sahneden indi, direksiyon koltuğuna oturdu.

Üstelik sıradan bir arabanın değil… Dünyanın direksiyonuna.

Biz hâlâ bunun bir gösteri olduğunu sanıyoruz.

Modern çağın en büyük yanılgısı şu oldu: Gürültüyü liderlik sandık. Kabalığı cesaret zannettik. Hakareti dürüstlük diye alkışladık. Mikrofonu eline alan herkesin devlet adamı olabileceğini düşündük.

Oysa eskiden devlet adamları konuşurken sözcüklerini tartardı. Şimdi tartılmayan sözcükler dünyayı sarsabiliyor.

Bir sabah uyanıyoruz, bir tümce kurulmuş. Borsalar düşüyor.

Başka bir sabah kalkıyoruz, bir tehdit savrulmuş. Diplomasi geriliyor.

Öğleden sonra bir açıklama geliyor. Milyonlarca insanın geleceği değişiyor.

Eskiden savaş kararları haritalar üzerinde alınırdı. Şimdi aynaya bakıldıktan sonra.

İnsanlık uzaya araç gönderiyor. Fakat kaderini hâlâ öfke nöbetlerine teslim ediyor.

Kalabalıklar palyaçoyu seviyor. Zira palyaço basit konuşur.

Karmaşık sorunları tek tümceye indirir. “Ben çözerim” der.

Kalabalık rahatlar. Çünkü düşünmek zordur. İnanmak kolay.

Birisi çıkar ve der ki: “Dünya bize karşı.”

Alkış kopar. “Hepsini hizaya sokacağım.”

Alkış büyür. “Gerekirse yakar yıkarız.”

Kalabalık coşar. Kimse direksiyonun nereye kırıldığını sormaz. Gösteri eğlencelidir.

Fakat yaşam bazen küçük bir gerçeği anımsatır.

Bir ülkeyi yönetmek… Bir sirki yönetmeye benzemez.

Sirkte palyaço hata yaparsa en fazla çocuklar güler.

Devlet yönetiminde hata yapılırsa… Mezarlıkların sayısı artar.

Tarih sessiz bir öğretmendir. Aynı dersi tekrar tekrar anlatır.

Oysa öğrenciler değiştiği için sonuç değişmez.

Dün üniformayla gelenler vardı. Bugün kravatla geliyorlar.

Dün meydanlardan bağıranlar vardı. Bugün ekranlardan.

Yöntem aynı: Korku ver. Umut sat. Düşman göster. Alkış topla.

Sonrası mı? Direksiyon titremeye başlar.

Durum fark edildiğinde araç çoktan uçuruma yaklaşmıştır.

İşin en ironik tarafı ise şudur: Dünyayı yönetenlerin çoğu kendilerini tarih yazarı sanıyor. Oysa tarih onları genellikle dipnot olarak verecektir.

Gürültüleri geçer. Sonuçları kalır.

Bir palyaço için en büyük tehlike, insanların artık gülmemesidir. Çünkü o an gösteri biter. Işıklar açılır. Herkes şunu fark eder: Sirk sanılan yer, yaşadıkları dünyaymış.
Seyirciler de biziz.

Belki bir gün insanlar yeniden sakin konuşanları dinlemeyi öğrenecek.

Bağırmayan liderlerin de güçlü olabileceğini anımsayacak.

Diplomasinin hakaretten daha zor ama daha değerli olduğunu anlayacak.

Belki o zaman direksiyon yeniden ehil ellere geçer. Zira dünya bir oyuncak araba değildir.

İnsanlığın kaderi, yüzü boyalı birinin şakasına bırakılacak kadar ucuz olmamalıdır.

Şimdilik yolculuk devam ediyor. Palyaço direksiyonda. Motor çalışıyor. Alkışlar sürüyor. Ve dünya hızlanıyor.

Garip olan şu ki: Direksiyondaki palyaço frenin nerede olduğunu bilmiyor. Ama asıl korkulacak şey, seyircilerin hâlâ gülüyor olmasıdır.