Aslında insana verilebilecek en anlamlı isimlerden biri “Vicdan” olmalı.
Bu isim acaba hem sahibine hem de ona hitap edenlere, içimizde yaşaması gereken bir erdemi hatırlatır mı?
Keşke öyle olsaydı.
Çoğu zaman yalnızca bir sözcük olarak kalırlar. Zaman içinde anlamları yiter, gündelik dilin sıradanlığına karışırlar.
Vicdan da böyle ne yazık ki, yalnızca bir kelime çoğu zaman.
Bu kelime düşüncelerimizi kendi ekseni etrafında döndüren bir çekim alanı yaratamadığında, sıradan bir kelime olarak kalmaya mahkûmdur hayatlarımızda.
Çünkü bireyin içinde kurulamayan vicdan, toplumsal vicdana dönüşemez.
Oysa insanın iç dünyasında bir tarafta “İdealist”, diğer tarafta “Oportünist ve Narsist” iki karakter eğilimi mücadele eder.
İdealist karakter, toplumun ortak vicdanına seslenirken, oportünist ve narsist karakter bu sesi bastırmaya çalışır.
Modern dünyanın vicdan krizi, tam da bu iki eğilimin çatışmasından doğar, toplumun ortak vicdanı bu paradoks içinde yönünü arar.
Özellikle toplum liderlerinin oluşturduğu atmosfer, insanların zihninde doğrudan yankılanır. Çoğu insan yalnızca söylenenleri duyarken vicdan o sözlerin arkasındaki ruhu arar.
Oportünist, çıkarı büyütür ve onu meşrulaştırır. Vicdanı inkâr etmez, doğruyu yalnızca kendi çıkarına hizmet ettiği sürece savunur.
Narsist ise doğruluğu kendisiyle özdeşleştirir. Onun dünyasında evrensel bir doğru yoktur, kendi doğrusunu zaten evrensel kabul eder.
İdealist başka bir açıdan bakar hayata, insana ve sorumluluğa.
İdeal; var olandan daha iyiye yönelme güdüsü ve var olanın ötesini mümkün kılan düşünce.
İdealist, gerçeği idealiyle aynı eksene oturtmaya çalışırken ideali yalnızca düşlemez, bu onun için bir yaşam biçimidir. Gerçek dünyanın kaygan zemininde bile ideallerine, ilkelerine tutunur.
Bu yüzden kimi zaman romantik ya da hayalci olarak tanımlanır.
Oysa felsefi anlamda ideal, gerçekliği biçimlendiren zihnin gücünden doğar.
Kant’ın düşüncesinde bu yaklaşım daha da derinleşir.
Ona göre dünya, yalnızca dışımızda duran bir gerçeklik değil, aynı zamanda onu kavrayış biçimimiz ve nasıl anlamlandırdığımızdır.
Başka bir deyişle, gerçeklik zihnin filtresinden geçerek yaşanması gereken bir deneyimdir.
Bu nedenle idealizm yalnızca soyut bir düşünce değil, insanın hayat içindeki davranışlarının da yansımasıdır. Çünkü vicdan eylemlerle sınanır.
Bir insan aldığı sorumluluğu veya işini yalnızca bitirmek ya da kazanç elde etmek için değil, amacına uygun, doğru ve güvenli yapmak için çalışıyorsa, bu ahlaki bir idealizmdir. Sorumluluk idealizmle anlamını bulur.
Bir toplumda bireyler toplumsal değerleri, kuralları kişisel çıkarlarının üzerinde tutabiliyorsa, lider doğru olanı, popüler olmasa bile tercih edebiliyorsa, bu da ahlaki bir idealizmdir.
Sanatçı sanatına estetiği, anlamı ve mesajının ruhunu katabiliyorsa bu sanatsal bir idealizmdir. Sanat da anlamını idealizmle kazanır.
İdealizmin ahlâkı, idealist insanı bir ahlâk öğretmeni yapmaz. O, insan kalmanın hatırlatıcısı, “insanlık”ın “lık” ekidir. *İnsanlık… Sessizce ama kararlılıkla toplumun ekosistemini onaran bir terapist.
İnsan, hem kendi menfaatini, hem de evrensel doğruluğu birlikte yaşatabilir.
Fakat bunun için üç temel yetiye ihtiyaç duyar,
Dürüst bir muhakeme,
Adil bir mukayese,
Ve derin bir empati.
Vicdan, kendi menfaatini inkâr etmez, fakat onu başkasının hakkı üzerine de kurmaz. Çünkü gerçek erdem, çıkarı bastırmak değil onu etik bir yön içinde dönüştürebilmektir. İdealizm işte tam da bu noktada devreye girer ve insana yalnızca kendine karşı değil, doğaya, bireylere ve topluma karşı da sorumlu olduğunu hatırlatır.
Toplumlar; vicdanı yalnızca bir kelime olarak değil, bireylerin kendi içlerinde kurdukları bir merkez haline getirebildikleri ölçüde toplum olarak kalabilirler. Çünkü “vicdanın tanımı” toplumların ortak paydası olarak kabul görmezse, vicdan ile vicdansızlık ayırt edilemez.
VE VİCDAN ÖLÜR.
Hukuk’un vicdanı Anayasa’dır,
Anayasa; toplum vicdanının yansımasıdır.
Toplum vicdanı ise; İdealizmin ahlakı ve adil karakteri ile Oportünist ve Narsist bireylerin “Faşist” karakteri arasında yönünü belirler.
Ve Vicdanını öldürürse bir toplum;
“Demokrat, Adaletli, Sosyal, Laik, Özgür ve Evrensel Etik Değerlere Bağlı” Uygar bir toplum olamaz.
5 Nisan 2026
*İnsanlık…. Bekir Coşkun 07.01.2005 Makale.