Ortanca dayımın kızlarından birinin ismi Vicdan’dı. Bizden birkaç yaş büyük Vicdan ablamız.

Bir anne, bir baba kızlarına neden Vicdan ismini koyar ki? Bir özlem, bir haslet mi? Bir arayış olabilir mi? Belki de bir kaçıştır. Bunu dayıma hiç sormadım, ama hep merak etmişimdir.

Vicdanların ölmemesi gerekir. Vicdanın bir gün yok olabileceğinin, vicdanların da ölebileceğinin sembolüdür belki de insan ismi olarak konması.

Vicdan, İnsanın içindeki en derin ses, çoğu zaman en az duyulan ses. Ne yalnızca duyguların yankısı, ne de tamamen aklın ürünü.

Bazen bir fısıltı, bazen bir çığlık… ama her zaman bir çağrı olan bir haslet. Vicdan, insanın hem kendine hem de evrene karşı duyduğu ahlaki sorumluluğun en içsel biçimi değil midir?

Ben vicdanı bir “hazır doğa yasası” olarak değil, insanın olgunlaşma süreci olarak ele alıyorum. Çünkü vicdan, yalnızca doğuştan gelen bir içgüdü değil, eylemlerle sınanan bir bilgeliktir.

Kant, içimizdeki yıldızlı gökyüzüyle birlikte “ahlak yasası”nın da bize evrensel düzeni hatırlattığını söylerken, vicdanı aklın içindeki bir yasa koyucu olarak tanımlamıyordu.

Böylece vicdan, hem özgürlüğün hem suçluluğun kaynağı haline gelmekte.

Bu fikirler bize şunu gösteriyor, vicdan tek bir tanımda değil, zıtların kesişiminde yaşar.

Herkese göre bir vicdan tanımı yoktur. Vicdanın doğası üç temel yetiyle şekillenir:

Muhakeme – doğruyu yanlıştan ayırma becerisi.

Mukayese – adaleti sağlayan ölçü, yani “kendini ve başkasını aynı terazide tartabilme” yetisi.

Empati – başkasının duygusuna, acısına ve umuduna dokunabilme becerisi.

Bu üçü bir araya geldiğinde vicdan soyut bir kavram olmaktan çıkarak yaşayan bir bilince dönüşür.

Muhakeme düşüncenin, mukayese adaletin, empati ise insanlığın kalbidir.

Toplum, bazen vicdanı öldürmez ama uyutur.

Aşırı kuralcılık, korku kültürü, çıkar ilişkileri ve sessizlik vicdanın sesini kısar.

Hannah Arendt bunu “kötülüğün sıradanlığı” olarak tanımlamış.

“Kötülük çoğu zaman canavarlıkla değil, düşüncesizlikle başlar.”

Kuralın yerine yasayı, yasanın yerine çıkarı koyan toplum bir süre sonra insanın iç terazisini dışsal otoritelere teslim eder.

İşte o zaman insanlar, doğru oldukları için değil, ceza almamak için doğru davranır.

(Devam edecek)