Mehmet Akif (1873-1936): İstiklal Marşı’nın yazarı, şair ve yazar

Bir toplantıda bir genç M. Akif'i küçük düşürmek için:

Siz baytarmışsınız öyle mi?” der.

M. Akif hiç istifini bozmaz, cevap verir:

Evet. Hayrola bir yeriniz mi ağrıyordu?”

Ve işte ondan, bu olaya da cevap olabilecek ölçüde özlü bir söz: İnsanda yok ise edep, neylesin medrese mektep... Okusa alim olsa; yine merkep yine merkep.”

***

Nazım Hikmet (1902-1963): Kuvâyi Milliye destanının ünlü şairi…

Nâzım’ın şiirlerini de okuyuşunu da çok beğenen Atatürk, okuması için bir akşam köşke getirilmesini ister. Bunun üzerine bir gece polis Nâzım’ın evine dayanır. Nâzım gözaltına alınacağını sanır, sonra durumu öğrenir. Ancak daveti kabul ederse devletin yarı resmi şairi olmak gibi oluşabilecek bir görüntü,  karakterine uygun değildir. Gelen polisi, Reisicumhur hazretlerine söyleyin, ben Deniz Kızı Eftalya (dönemin ünlü kantocusu) değilim!” diyerek geri çevirir.

Atatürk bunu duyduğunda, “Aferin çocuğa, işte şair dediğin böyle olur!” der.

Ünlü şair Yahya Kemal, Nazım’a ders vermektedir. Ama Nazım’ın annesine yakınlık duymaktadır. Nâzım bir gün, Yahya Kemal’in paltosunun cebine bir mektup kor: “Hocaysan hocalığını bil. Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz.”

***

İlhan Berk (1918-2008): “Korkuyorum bir gün biri çıkıp ‘Ey İnsanoğlu!’ diyecek ve kimse üstüne alınmayacak” sözüyle ünlü bir şair…

Ama yine de Demek İlhan Berk diye bir şair var, üstelik ünlüymüş izlenimi yaratmak için Ankara’da sokaklara düşer, rastgele zilleri çalar. Kapıyı her açana sorar: “Ünlü şair İlhan Berk burada mı oturuyor?” diye.

***

Yaşar Kemal (1923-2015): Anadolu’nun Homeros’u…

Bir gün Aşık Veysel ve Yaşar Kemal İstiklal Caddesinde kol kola yürürken ünlü öykücü Sait Faik yanlarından geçer.

Bu fırsatı değerlendirmek ister Sait Faik. Çiçek Pasajı'na gidip (o dönem yazarların, şairlerin toplandığı ünlü bir pasaj) Arkadaşlar biraz önce çok acayip bir şey gördüm. İki adam tek gözle yürüyordu” der. 

***

Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956): Kendine mektup yazan şair…

Galatasaray Lisesi’ndeyken kendini çok yalnız hisseder. Herkese mektup gelir, ona gelmez. Ünlü şair buna çok üzüldüğü için kendi kendine mektup yazar, postalar ve birinden mektup almış gibi sevinir.

“Otuz Beş Yaş Şiiri” ile ünlenmiş bir şairdir.

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. / Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher, / Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.

***

Aziz Nesin (1915-1995) ve Kemal Tahir (1910-1973):

Düşünsel olarak anlaşamayan ama birbirini seven iki dost

Biri mizahıyla, diğeri Yorgun Savaşçı ve Devlet Ana kitaplarıyla ünlü iki yazar.

Yıl 1971, günlerden 12 Mart. Radyoda hükümet darbesi ve sıkıyönetim ilanı bildirilmekte... Bunu duyan Aziz Nesin valizini hazırlar. Pardösüsünü giyip evin önünde beklemeye başlar. Fazla da beklemez, ikinci sigarasını yakarken içinde bir çavuş bir teğmen, askeri cip çıka gelir. Teğmen bir elindeki siyah beyaz fotoğrafa bir Aziz Nesin'e bakar:

Sen o komünist yazar Aziz Nesin misin?”

Komünistliği bilmem de yazar benim.”

“Ne var o valizin içinde?”

“Özel eşyalarım... Pijama, iç çamaşırı falan...”

Aç göster!”

Aziz Nesin valizini açar, bakarlar ve yola devam ederler. Biraz gittikten sora Aziz Nesin arka koltuktan çavuşa:

Şu söğüt ağacının yanından sağa sap der.

Teğmen elindeki kâğıda bakar sonra da çavuşa sapmasını söyler. Birkaç yüz metre sonra, Aziz Nesin:

Şimdi sola gir... Düz git, beyaz boyalı dört katlı bir apartmanın önünde dur der.

Çavuş teğmenden onay aldıktan sonra Aziz Nesin'in dediği apartmanın önünde durur. Aziz Nesin çavuşun sırtına biraz abanıp açık camdan, “Gel Kemal...” diye seslenir.

Ve Kemal Tahir, elindeki valiziyle cipe biner.

 Teğmen şaşkın şaşkın bakar bu iki arkadaşa:

Nereden biliyordunuz sizi almaya geleceğimizi diye sorar.

Kemal Tahir acı acı güler:

Teğmen sen daha çok gençsin. Zamanla öğrenirsin. Bu ülkede ne zaman ortalık karışsa, ne zaman sıkıyönetim ilan edilse önce bizleri götürürler. Alıştık artık der.

İşte bu nedenle, sözü edilen 12 Mart nedir, neler olmuştur, bir kez daha hatırlamak ve de hatırlatmak gerekir.