Halk ozanlığı geleneği, yalnızca estetik bir söz söyleme biçimi değil; toplumsal belleği taşıyan, haksızlık karşısında tanıklık eden ve kamusal vicdanı diri tutan bir kültürel varlıktır. Bu bağlamda Ozan Garip Yadigâr, geleneğin günümüzdeki güçlü temsilcilerinden birisi olarak değerlendirilmelidir. Onun şiiri, bireysel duygulanımdan daha çok toplumsal sorumluluk bilinci ile örülmüş; halkın yaşadığı siyasal, ekonomik ve ahlaki kırılmaların söze dökülmüş yansımasıdır.
1949 yılında Çorum’un Ömerbey Köyü’nde doğan Garip Yadigâr, okulsuzlukla başlayan yaşamını halk irfanı, sözlü kültür ve kişisel çabayla inşa etmiştir. Şiirlerinde sıkça vurguladığı gibi, adını ve mahlasını babasından bir vasiyet gibi alması, onun ozan kimliğinin yalnızca bireysel değil, kuşaklar arası bir aktarımın ürünü olduğunu gösteriyor. Çocuk yaşta başlayan çobanlık, Anadolu kırsalının dili, ritmi ve gerçekliğiyle doğrudan temas etmesini sağlamış; bu deneyim, şiirinin ana damarını oluşturmuştur.
Garip Yadigâr’ın 2024 yılında yayımlanan Gel de Yazma adlı kitabı, ozanın toplumsal eleştiri yönünü en açık biçimde ortaya koyan metinleri bir araya getiriyor. Kitaba adını veren şiir, halk şiirindeki taşlama geleneğinin güncel bir devamı niteliğindedir. Şair, siyasal iktidar ilişkilerini, gelir adaletsizliğini ve hukuksuzluğu doğrudan hedef alırken, şiiri bir süsleme aracı değil, hesap sorma dili olarak kullanır:
Uyan ey milletim şafak atmakta
Seni soyan her gün havyar yutmakta
Doğru yazan zindanlarda yatmakta
Suçsuz yatanları de gel de yazma
Bu dörtlükte görüldüğü üzere ozan, bireysel mağduriyetten çok toplumsal çelişkiyi merkeze alır. “Doğru yazan” ile “zindan” arasındaki karşıtlık, ifade özgürlüğü sorununa işaret ederken; şiirin çağrısı, suskunluğa değil, yazmaya ve direnmeye yöneliktir.
Garip Yadigâr’ın şiirlerinde belirgin olan bir diğer eksen, Alevi-Bektaşi düşüncesiyle şekillenen insan merkezli inanç anlayışıdır. “Bizim Meydanımız” şiiri, bu yaklaşımın şiir sanat yönünden bir özeti niteliğindedir:
Hakkı hakikatle barış biliriz
Her gönülden gönüle varış biliriz
Öz vatanı karış karış biliriz
Bizim meydanımız er meydanıdır
Bu dörtlükte “meydan”, yalnızca ritüel alanı değil; ahlaki duruşun, eşitliğin ve erdemin simgesidir. Garip Yadigâr’da inanç, dogmatik bir kabulleniş değil; insanı “hak” bilen bir etik sistem olarak karşımıza çıkar.
“Hiç Unutmadım” şiiri, ozanın belleğe verdiği önemi açıkça ortaya koyar. Bu uzun şiir, bir köyün insanlarını, lakaplarını, alışkanlıklarını ve gündelik hayatını kayıt altına alıyor. Burada şiir, bireysel anıların ötesinde, yerel tarihin sözlü arşivi işlevini üstleniyor. Garip Yadigâr, unutmaya karşı yazmakta; yok olup giden bir yaşam biçimini dizelerle muhafaza etmektedir.
Benzer biçimde “Bundan İyiydi” şiiri, geçmişe yönelik romantik bir özlemden çok, bugünün eleştirisini içeren karşılaştırmalı bir bakış sunar. Toplumsal ilişkilerdeki çözülme, doğayla kurulan bağın kopuşu ve ahlaki aşınma, şiirin temel izleğini oluşturur.
Garip Yadigâr, kendisini Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Âşık Veysel ve Mahsuni Şerif çizgisine bilinçli biçimde eklemleyen bir ozandır. “Ozanlarımız” şiirinde, ozanların toplum içindeki yerini ve sorumluluğunu kolektif bir dille ifade eder. Ozan Bindebir ile yaptığı karşılıklı şiirleşme (atışma) ise, halk şiirinin yaşayan bir gelenek olduğunu ve Garip Yadigâr’ın bu gelenek içindeki meşru ve saygın konumunu açık biçimde göstermektedir.
Garip Yadigâr, şiiri nedeniyle soruşturmalara uğramış; buna rağmen sözünden geri adım atmamış bir sanatçıdır. Emeklilik sonrası yayımlanan Gel de Yazma, onun susmadığının açık göstergesidir. Bu kitabın, bana hediye olarak imzalı bir nüshasını göndermiş olması, yalnızca kişisel bir jest değil; ozanın insani yönünü, gönül bağını ve paylaşımcı kişiliğini de yansıtan anlamlı bir ayrıntıdır.
Ozan Garip Yadigâr’ın şiiri; halktan beslenen, halk adına konuşan ve halk için yazılan bir şiirdir. Onun sanatı, estetikten önce etik bir duruşu, bireysel lirizmden önce toplumsal sorumluluğu öncelemektedir. Bu yönüyle Garip Yadigâr, çağdaş halk ozanlığı geleneği içinde yalnızca bir isim değil; yaşayan bir tanıklık olarak değerlendiriyorum.
Gel de Yazma Ozan Garip Yadigar Dörtlük Yayınları 2024, 208 s. İstanbul
