Bir zamanlar bir “6’lı Masa oluşturulmuştu. CHP’nin önderliğinde 5 Mayıs 2018’de CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti tarafından “Millet İttifakı”nın kuruluşu, ardından bu ittifaka DEVA ve GELECEK partilerinin de katılımıyla oluşmuştu.
Ve başkanlık sistemine karşı birlikte çalışma kararının açıklamasıyla güçlü bir muhalefet blokuna dönüşmüş ve de aylarca parlamenter sisteme dönüş konuşulmuştu.
Öyle ki, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” söylemi, hem muhalefetin yapıştırıcı gücü hem de 6’lı Masa’nın başat söylemi olmuştu. Aynı zamanda Erdoğan karşıtlığında muhalefeti bir araya getiren vurgulu bir söyleme dönüşmüştü.
Ama ne olduysa artık konuşulamaz oldu. Sanki başkanlık sistemine alışılır oldu.
Bu nedenle başkanlık sistemine bir kez daha bakmak gerekti.
Ve de konuyu bir kez daha hatırlatmak gerekti.
***
Çünkü “Başkanlık Sistemi”, başta ABD olmak üzere Batı’nın bir dayatması idi.
Zaman zaman dillendirilerek gündeme getirilmek istendi.
Nitekim cumhuriyetin kuruluşunda Atatürk’e “başkanlık” teklif edilmişti. Ama Atatürk reddetmişti.
Bülent Ecevit, “Başkanlık Sistemi, Türkiye için çok tehlikeli olur” demişti.
Ama Necmettin Erbakan, özellikle partisinin programına koymuştu.
Milli Nizam Partisi'nin (MNP) 1969 programında, Milli Selamet Partisi'nin (MSP) 1973 programında ve 1973 seçim beyannamesinde “başkanlık sistemi” vurgulanmıştı.
Alpaslan Türkeş, “Tarih ve töremize uygun olarak başkanlık sistemini savunuyoruz” demişti. 12 Eylül Askeri darbesinin açtığı kulvarda ise hem “eyalet sistemi” hem de “başkanlık sistemi” dillendirilir, süreç içinde Türkiye'nin gündemine sokulur oldu.
Nitekim Turgut Özal, tartışmanın önünü daha da açarak TÜSİAD'ın “Görüş” adlı dergisinde, “İlk 10-15 ülke arasına girmek istiyorsak, ‘başkanlık sistemi’ şarttır” dedi.
Ve de Süleyman Demirel… Türk siyasetine tam 50 yıl hükmetmiş bir kişilik...
Eylül 1997'de “Türkiye başkanlıktan kaçamaz” dedi. 2005 yılında, Akşam gazetesine verdiği bir röportajda ise “Elbette Türkiye başkanlık sistemine geçecektir” dedi.
Yani Atatürk'ün sıcak bakmadığı, Ecevit'in “çok tehlikeli” dediği “başkanlık sistemi” 60'lı yıllarda Türkeş, 70'li yıllarda Erbakan, 80'li yıllarda Özal, 90'lı ve 2000’li yıllarda Demirel tarafından dillendirilmiş, siyasetin gündemine sokulur olmuştu.
Elbette bu liderler, bugünkü siyasi partilerin geçmişi idi.
Ve de Demirel ve Özal, Batı ekonomi politikalarının Türkiye’deki sözcüleri idi.
***
Sonuçta Cumhurbaşkanı Erdoğan, “başkanlık sistemi” için start verdi.
Öyle ki Erdoğan'ın tüm konuşmalarında, varsa da başkanlık yoksa da başkanlık denilerek, sihirli bir değnekmiş gibi sunulan “başkanlık sistemi” gündeme oturdu.
16 Nisan 2017 günü yapılan referandumla da Türkiye başkanlık sistemine geçmiş oldu. 24 Haziran 2018 günü de ilk başkanlık seçimi yapıldı.
Evet, çok da iyi bilemediğimiz böyle bir sisteme neden ihtiyaç duyulduğu da anlayamadığımız bir konu oldu. Kim neden karşı, kim neden taraftar bilinmez oldu. Akademisyenler ikiye ayrıldı, medya ikiye ayrıldı; kötü diyen de oldu, iyi diyen de.
Siyaset ise zaten ikiye ayrılmıştı. Muhalefet kötü derken iktidar iyi dedi. Herhalde muhalefet iyi dese, iktidar kötü diyecekti.
Çünkü bu tavır, Türkiye siyasetinin adeta değişmez bir kaderi idi.
Aslında bu konu 2007 yılında, anayasanın 101 ve 102’nci maddelerinin değiştirilip cumhurbaşkanını halkın seçmesine karar verilmesiyle zaten gündeme girmişti.
Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı seçiminde oluşan kriz ve ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu'nun “Cumhurbaşkanını halk seçsin” demesiyle konu ete-kemiğe bürünmüştü.
Oysaki Cumhurbaşkanını halkın seçmesi demek, politik bir kimlik vermek ve de halk iradesiyle politik bir güç kazandırmaktı. Bunun başka da bir izahı yoktu.
Ama böylece başkanlık sistemine giden yolun ilk kilometre taşı, yumuşak bir şekilde o günlerde döşenir olmuştu.
***
Peki, muhalefet parlamenter sisteme dönüşü gerçekten istiyor muydu?
Galiba buna verilecek cevap pek de olumlu olmayacaktır.
Çünkü 28 Kasım 2022 günü “6’lı Masa” tarafından “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasa Değişikliği Önerisi” başlıklı bir anayasa değişikliği taslağı yayınlandı.
Ve bu taslakta, “Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek” denilmişti.
O gün böyle bir ifadenin, neden bu taslakta yer aldığı pek de anlaşılamamıştı.
Oysaki böyle bir durum, hiç tartışmasız “başkanlık sistemine” ya da “yarı başkanlık sistemine” giden yol demekti.
Çünkü siyaset bilimcilerine göre başkanlık sisteminde başkan, doğrudan halk tarafından seçilmekte ve de politik bir kimlikti.
Her halde uzun bir süredir, “parlamenter sisteme dönüş” konusunun gündemden çıkar oluşunun nedeni de bu olgular olsa gerek.
İşte bu nedenlerle:
Eğer “başkanlık sistemi”, Türkiye siyaseti için tehlikeli görülüyor ise…
Eğer bugünkü siyasal bakış, Süleyman Demirel’in “Dün dündür, bugün bugündür” sözündeki gibi değil ise…
Ve de özellikle demokrasiyi tam yerleştirememiş ülkelerde başkanlık sisteminin, diktatoryal bir sisteme dönüşebileceği biliniyor ise…
Özellikle bugünlerde yeni siyasal oluşumların da bir rüzgârı eserken, bu konunun yükselen bir sesle yeniden dillendirilmesi gerekir.
Ve de geçmişte muhalefetin yapıştırıcı gücü olan bu konu yeniden seslendirilmelidir.