Düşünün ki bir ev var.

Çatısından dumanlar yükseliyor.

Alevler pencereleri sarmış.

Mahalleli kovalarla su taşıyor.

İtfaiye yetişmeye çalışıyor.

Ne var ki evin içinde birileri hâlâ salondaki koltuğun kime ait olduğunu tartışıyor.

İşte memleket bazen böyle garip bir tiyatroya dönüyor.

Dışarıda kar var, fırtına var.

Ekonomi ayrı yerden çatırdıyor.

Hukuk başka bir yerlere savruluyor.

Demokrasi zaten uzun süredir bakım isteyen eski bir otomobil gibi takur tukur etmeye başlamış.

Ama bütün bunların ortasında bazı insanlar yangının değil, yangından sonra oturacakları koltuğun peşinde.

İnsanın aklına şu soru geliyor: Ev yanarken koltuğun ne önemi var?

Oysa çok önemi varmış!

Zira bazıları için ev araçtır, koltuk amaçtır.

Oysa siyaset dediğimiz şey, koltukları koruma sanatı değil, çatıyı ayakta tutma sorumluluğudur.

Cumhuriyet dediğimiz büyük yapı da böyledir.

Temellerinde ortak mücadele vardır.

Duvarlarında emek vardır.

Harcında fedakârlık vardır.

Fakat ne zaman kişisel hesaplar ortak hedeflerin önüne geçerse, binanın taşıyıcı kolonları sessizce çatlamaya başlar.

İşin en acı yanı ise: Bunu yapanlar çoğu zaman kendilerini yıkıcı değil, kurtarıcı sanıyorlar.

Tıpkı geminin tabanına delik açıp sonra da:

"Ben sadece kendi kamarama pencere yapıyorum" diyen yolcu gibi...

Oysa deniz, delik açanın niyetine bakmaz.

Gemiyi hep birlikte batırır.

Siyasetin kara mizahı ise budur.

Birileri kendisini tarihin başrol oyuncusu sanırken, tarih onu dipnot bile yapmaz.

Birileri kürsüye çıkıp büyük hesaplar yaparken halk çok daha basit bir hesap yapıyor:

"Bu yapılanın bana, memlekete ve geleceğe faydası nedir?"

Halkın terazisi ağırdır.

Geç tartar ama doğru tartar.

Siyasetçiler bazen bunu unutuyor.

Mikrofonların sesiyle meydanların sesini karıştırıyorlar.

Çevrelerindeki alkışlarla toplumun vicdanını aynı şey sanıyorlar.

Sonra gün gelir, sandık açılır.

Bütün hesap cetvelleri yeniden yazılır.

Zira bu ülkenin insanı bağışlayıcıdır.

Yanlışı affedebilir.

Hatalı sözü affedebilir.

Eksik işi affedebilir.

Fakat kendisine emanet edilen değerin kişisel hesaplara kurban edilmesini asla affetmez.

Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Bugün de yarın da değişmeyecek olan budur.

Zira siyasetçinin hafızası kısa olabilir.

Partilerin hafızası zayıf olabilir.

Makamların ömrü sınırlıdır.

Oysa milletin hafızası sandıktan daha büyüktür.

Gün gelir, herkesin önüne aynı soruyu koyar.

Koskoca ev yanarken su mu taşıdın?

Yoksa koltuk mu?