Türkiye’de sağlık sisteminin en görünür, en erişilebilir ve en güvenilir halkalarından biri olan eczaneler, bugün ciddi bir ekonomik darboğazın içinden geçmektedir. Uzun yıllardır uygulanan ilaç fiyatlandırma politikası ile günümüzün yüksek enflasyon koşulları arasındaki uçurum her geçen gün daha da büyümekte; eczaneler için sürdürülebilirlik sınırları zorlanmaktadır.
Bir eczanenin günlük faaliyetini sürdürebilmesi için karşılamak zorunda olduğu giderler; kira, personel maaşları, enerji maliyetleri, internet ve bilişim altyapısı, muhasebe giderleri, lojistik ve finansman maliyetleri gibi birçok kalemden oluşmaktadır. Bu giderlerin tamamı son yıllarda yüksek enflasyon nedeniyle katlanarak artmıştır. Buna karşın eczanelerin gelirini belirleyen temel unsur olan ilaç fiyat politikası aynı hızla güncellenmemiştir.
Eczacılar; alım fiyatını belirleyemediği, satış fiyatını değiştiremediği, uygulanan iskontoları belirleyemediği, sözleşme şartlarını düzenleyemediği ve hatta yaptığı satışın bedelini ne zaman ve hangi koşullarda tahsil edeceğini dahi kendisinin belirleyemediği bir sistem içerisinde faaliyet göstermektedir.
Başka hiçbir ticari sektörde işletmelerin ekonomik faaliyetlerini belirleyen tüm parametrelerin tek bir merkez tarafından belirlendiği böylesine kapsamlı bir tekelleşme düzeni bulunmamaktadır. İlaç fiyatları, kâr oranları, kamu iskontoları, sözleşme şartları, ödeme vadeleri ve geri ödeme koşulları baştan sona merkezi otorite tarafından belirlenmekte; eczaneler ise bu tekelleşmiş ekonomik yapının içinde tüm yükü omuzlayan ancak karar mekanizmalarının hiçbirinde yer almayan taraf haline gelmektedir.
Serbest piyasanın işlediği alanlarda işletmeler maliyetler arttığında fiyatlarını güncelleyebilir, tedarik koşullarını yeniden düzenleyebilir veya ödeme planlarını değiştirebilir. Oysa eczacılık sektöründe böyle bir esneklik söz konusu değildir. Enflasyonun hızla arttığı bir ekonomik ortamda gider kalemleri serbest piyasa koşullarına göre yükselirken, eczanelerin gelirleri tekelleşmiş ve merkezi şekilde belirlenen bir sistemin sınırları içinde kalmaktadır.
Bu nedenle ortaya çıkan tablo son derece açıktır: Artan maliyetler karşısında hareket alanı bulunmayan eczaneler, tekelleşmiş merkezi otorite ve ödeme sistemi içerisinde ekonomik olarak sıkışmakta; birikimler erimekte, yatırımlar tükenmekte ve kredi faizlerini karşılamak giderek zorlaşmaktadır. Böyle bir ekonomik düzende eczanelerin uzun vadede faaliyetlerini sürdürebilmesi her geçen gün daha da güçleşmektedir.
İlaç fiyatlandırmasında kullanılan sabit kur ile piyasalardaki gerçek döviz kuru arasındaki fark bugün iki katın üzerine çıkmış durumdadır. Bu makas yalnızca üretici firmaları değil, ilacı hastaya ulaştıran en son ve en önemli sağlık noktası olan eczaneleri de doğrudan etkilemektedir. Ekonominin genelinde yaşanan zorluklar tüm sektörleri etkilerken, eczacılık sektörü diğer ticaret alanlarından farklı olarak kendi satış fiyatını, ödeme koşullarını, ödeme tarihini ve kâr marjını belirleme özgürlüğüne de sahip değildir.
Pandemi sonrasında ortaya çıkan yüksek enflasyon ortamı, mevcut ilaç fiyat politikasının artık ömrünü tamamladığını açıkça göstermektedir. Bu süreçte üretici firmaların da bazı uygulamaları ilaca erişimi zorlaştıran sonuçlar doğurmaktadır. Kurum iskontolarının uygulanmaması, geri ödeme portal sistemleri üzerinden fiili olarak farklı ödeme yöntemlerinin oluşturulması, yerli piyasaya sunulması gereken bazı ilaçların yurtdışına ihraç edilmesi, bazı ürünlerin piyasadan çekilmesi ya da yeni molekül ilaçların ülkeye girişinin ertelenmesi veya hiç gelmemesi gibi uygulamalar ilacın en temel özelliklerinden biri olan ulaşılabilirlik ilkesini zedelemektedir.
Öte yandan eczaneler yalnızca ilaç satışından oluşan bir gelir yapısına da sahip değildir. Dermokozmetik, vitamin, mineral, bitkisel drog, tıbbi malzeme ve benzeri ilaç dışı ürünler de eczanelerin ekonomik dengesi açısından önemli bir yer tutmaktadır. Ancak bu alanda da eczaneler ciddi bir rekabet baskısı ile karşı karşıyadır. İnternet üzerinden yapılan kontrolsüz satışlar, eczane dışı ve çoğu zaman yasal zemini tartışmalı kanallar, sahte veya taklit ürünlerin piyasaya girmesi gibi durumlar hem halk sağlığını tehdit etmekte hem de eczanelerin bu alandaki gelirlerini önemli ölçüde azaltmaktadır.
Bunun yanında vatandaşın alım gücünde yaşanan ciddi düşüş de sağlık alanında önemli bir tabloyu ortaya koymaktadır. Reçetelerde yer alan fiyat farkları, katılım payları ve muayene ücretleri nedeniyle bazı hastaların reçetelerindeki ilaçlardan vazgeçtiği ya da tedavisini ertelediği görülmektedir. Bu durum yalnızca eczanelerin ekonomik yapısını değil, toplum sağlığını da doğrudan etkileyen bir soruna dönüşmektedir.
Maliyetler artmakta, satışlar düşmekte, cirolar gerilemekte ve eczanelerin gelirleri giderek azalmaktadır. Bu gidişatın sonunda eczane iflaslarının artması, devreden eczane sayılarının yükselmesi ve ardı ardına kapanan eczanelerle oluşacak bir zincirin ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelmektedir.
Bu sorunun çözümü ilaç fiyatlarının artırılması değildir. Biz eczacılar olarak ilacın fiyatının arttırılmasından yana değiliz. Asıl çözüm, eczanelerin sağlık sistemindeki rolünün yeniden tanımlanması ve güçlendirilmesidir. Eczaneler birer ticari işletmeden çok birinci basamak sağlık hizmet sunucularıdır. Bu nedenle eczacıların sunduğu danışmanlık hizmetleri, kronik hasta takibi, ilaç uyumunun izlenmesi, koruyucu sağlık hizmetleri ve halk sağlığına yönelik birçok uygulama sağlık sistemi içinde resmi olarak tanımlanmalı ve bu hizmetler meslek tarifeleri ile desteklenmelidir.
Bu yaklaşım, sağlık sistemine yeni bir mali yük getirmek yerine tam tersine ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarının üzerindeki yükü hafifletecek, hastanelere yapılan başvuruları azaltacak ve sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacaktır.
Diğer yandan ilaç fiyatlandırma politikası da çağın koşullarına uygun şekilde yeniden ele alınmalıdır. Mevcut ilaçların teknoloji düzeyi, yerlilik oranı, ithal olup olmadığı, stratejik önemi gibi kriterlere göre kategorize edildiği; her kategori için sürdürülebilir ve erişilebilir fiyatlama modellerinin oluşturulduğu kapsamlı bir Milli İlaç Politikası artık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bu politika; Akademisyenlerin, Türk Eczacıları Birliği’nin, Sağlık Bakanlığı’nın, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ve Cumhurbaşkanlığı’nın koordinasyonunda oluşturulmalıdır. Çünkü ilaç yalnızca ekonomik bir ürün değil, aynı zamanda stratejik ve hayati bir sağlık unsurudur.
Türk Eczacıları Birliği’ne bağlı tüm eczacı odaları bu sürecin oluşturulmasında üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazırdır.
Unutulmamalıdır ki eczaneler, devletin sağlık hizmetlerinde vatandaşla en kolay temas kurduğu noktalardır. Bir hastanın ilacını aldığı anda karşısında gördüğü kişi yalnızca bir satıcı değil; sağlık bilgisi, mesleki deneyimi ve etik sorumluluğu ile hastaya güven veren bir sağlık profesyonelidir. Eczacının varlığı, hastanın tedavi sürecinde kendini güvende hissetmesini sağlayan en önemli unsurlardan biridir.
Eczacılığın sağlık sistemi içindeki yerinin güçlendirilmesi; yeni mali yükler oluşturmadan, mevcut kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlayarak sağlık sistemini daha güçlü ve sürdürülebilir hale getirecektir. Çünkü güçlü eczaneler, güçlü bir sağlık sisteminin vazgeçilmez temel taşlarından biridir.





