YOKSULLUK NEDEN BİR KADER DEĞİLDİR?
Yoksulluk bu toplumun yazgısı değildir; öyle sunulmaktadır. Doğal bir sonuç gibi gösteriliyor, kaçınılmazmış gibi anlatılıyor, hatta zamanla “alışılması gereken bir durum” a dönüştürülüyor. Oysa yoksulluk, alınan siyasal kararların, tercih edilen ekonomi anlayışının ve bilinçli olarak kurulan bir düzenin ürünüdür.
Bugün milyonlarca insanın aynı anda yoksullaşması bir tesadüf olabilir mi? Çalışanların daha çok çalışıp daha az kazanması, emeklilerin temel gereksinimlerini karşılayamaz hâle gelmesi, gençlerin geleceğini başka ülkelerde araması; hepsi aynı tablonun parçalarıdır. Bu tablo, emeğin değersizleştirildiği, üretimin geri plana itildiği ve gelir adaletinin bilinçli biçimde bozulduğu bir düzenin sonucudur.
Yoksulluğun “kader” olarak sunulmasının ardında güçlü bir siyasal amaç vardır. Çünkü kader olarak kabul edilen bir durum sorgulanmaz. İnsanlar yoksulluğu kişisel başarısızlık saymaya başladığında, düzen görünmez olur. Böylece sorun, sistemi kuranların değil; onun altında ezilenlerin omuzlarına yüklenir.
Oysa bu toprakların tarihi bunun tersini söyler. Yoksullukla mücadele, bu toplumun yabancısı olduğu bir alan değildir. Dayanışma, paylaşma ve birlikte ayakta kalma kültürü, en zor dönemlerde bile bu ülkenin tutunduğu en sağlam daldır. Bugün eksik olan şey kaynak değil; adil bölüşüm iradesidir.
Burada kritik olan, yoksulluğun yalnızca ekonomik bir sorun olmadığını görmekten geçer. Yoksulluk aynı zamanda siyasal bir baskı aracıdır. Geçim derdiyle boğuşan birey, hak talep etmekte zorlanır; yarını düşünemeyen insan, bugünü değiştirmeye cesaret edemez. Bu nedenle yoksulluk derinleştikçe, demokrasi de zayıflar.
Ancak bu döngü kırılabilir. Yoksulluk, doğru politikalarla azaltılabilir; adil bir vergi sistemiyle, üretimi önceleyen bir ekonomiyle, emeği koruyan bir sosyal devlet anlayışıyla geriletilebilir. Bunlar hayal değil, geçmişte uygulanmış ve sonuç alınmış tercihlerdir. Sorun “yapılamaz” olması değil, “istenmemesi”dir.
Toplumun önüne konan en büyük yanılsamalardan biri de şudur: “Herkes yoksullaşıyorsa, bu olağandır.”
Hayır, değildir. Yoksulluk yaygınlaşıyorsa, bir yerlerde refah birikiyordur. Sorulması gereken soru budur: Kim yoksullaşıyor, kim zenginleşiyor? Bu soruyu sormak, kader anlatısını dağıtan ilk adımdır.
Yoksulluk bir kader değilse, çözümü de vardır. Bu çözüm ne tek bir kurtarıcıda ne de sihirli bir formüldedir. Çözüm, ortak akılda, toplumsal talepte ve siyaseti bu yönde zorlayacak bir bilinçte yatmaktadır. Yoksulluğun normalleştirilmediği bir ülkede, umut da kendiliğinden filizlenir.
Bu bölümün vardığı sonuç açıktır: Yoksulluk kabul edildiği için değil, dayatıldığı için yaygındır. Kabul edilmediği anda ise geri çekilmek zorunda kalır.
Yarın: 4. BÖLÜM – Muhalefetin Sınırları ve Toplum Gerçekten Ne Bekliyor