Sekülerleşme üzerine yaptığı derin nitelikli çalışmalarıyla tanınan Doç. Dr. Volkan Ertit’in, “Türkiye’de Sekülerleşme Tartışmaları" konulu başlık üzerine katılımcılara konferans verdi.
Sekülerleşme üzerine değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Volkan Ertit, Türkiye’de kavramın çoğu zaman yanlış kullanıldığını belirterek, sekülerleşmenin dinsizlik, ahlaksızlaşma ya da laiklikle aynı anlama gelmediğini söyledi.
Sekülerleşme kavramının farklı çevrelerde farklı anlamlarda kullanıldığına dikkat çeken Ertit, “Sekülerleşme; belli bir toplumda, belli bir zaman dilimi içerisinde doğaüstü alanın toplumsal etki düzeyinin azalmasıdır. Buradaki doğaüstü alan yalnızca dini değil, dinimsi yapıları, halk inançlarını, falı, astrolojiyi ve benzeri unsurları da kapsar” dedi.
Sekülerleşmenin anlaşılabilmesi için mutlaka karşılaştırma yapılması gerektiğini ifade eden Ertit, bir toplumun ya da bireyin sekülerleşip sekülerleşmediğinin ancak geçmiş dönemlerle kıyaslanarak değerlendirilebileceğini vurguladı.
Sekülerleşmenin dinin tamamen ortadan kalkması anlamına gelmediğini belirten Ertit, “Sekülerleşmenin merkezinde gündelik hayat vardır. İnsanların bir yaratıcıya inanıp inanmamasından çok, gündelik yaşamlarında doğaüstü referansların ne ölçüde belirleyici olduğu önemlidir” ifadelerini kullandı.
Laiklik ile sekülerleşmenin farklı kavramlar olduğuna işaret eden Ertit, “Laiklik devlete ait bir kavramdır. Devletin eğitim, hukuk, sağlık ve ekonomi gibi alanlarda dini referans almamasını ifade eder. Sekülerleşme ise bireye ve topluma ait bir dönüşümdür. Bu nedenle toplum sekülerleşirken devlet daha az laik bir yapıya da dönüşebilir. Bu iki süreç aynı yönde ilerlemek zorunda değildir” diye konuştu.
Sekülerleşmenin dinsizlikle özdeşleştirilmesinin de doğru olmadığını dile getiren Ertit, “Bir ülkede hiç kimse inancını kaybetmese bile o toplum sekülerleşebilir. Çünkü mesele insanların neye inandığından çok, gündelik hayatın hangi referanslarla şekillendiğidir” dedi.
Sekülerleşmenin çağdaşlaşma veya ilerleme anlamına da gelmediğini belirten Ertit, “Sekülerleşmenin insanları daha mutlu, daha zengin ya da daha demokratik yapacağına dair bilimsel bir zorunluluk yoktur. Sekülerleşme kendi başına ne iyi ne de kötü bir olgudur. Sosyal bilimlerin görevi toplumsal dönüşümü tanımlamak ve açıklamaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Sekülerleşmenin ahlaksızlaşma ya da yozlaşma olarak yorumlanmasına da karşı çıkan Ertit, “Sosyal bilimlerin görevi toplumu ahlaki ölçütlerle yargılamak değil, toplumsal değişimi anlamaya çalışmaktır. Araştırmacıların görevi fotoğrafı çekmek ve dönüşümü tarif etmektir” ifadelerini kullandı.
Toplumların değişen yaşam koşullarının sekülerleşme süreçlerini etkilediğini söyleyen Ertit, modern eğitim, bilimsel gelişmeler, sağlık hizmetleri ve teknolojik ilerlemelerle birlikte insanların geçmişte doğaüstü açıklamalarla anlamlandırdığı birçok konuyu artık farklı biçimlerde değerlendirdiğini kaydetti.
“Sekülerleşme, yaratıcıya olan inancın kaybolması demek değildir” diyen Ertit, “Asıl mesele, insanların günlük yaşamlarında doğaüstü açıklamalara ne ölçüde ihtiyaç duyduğudur. Sekülerleşme süreci de büyük ölçüde bu ihtiyaç alanlarının daralmasıyla ilişkilidir” şeklinde konuştu.
Programın sonunda Çorum Türk Ocağı Başkanı Prof. Dr. İrfan Çağlar, Ertit’e Türk Ocağı yayınlarından olan Türk Yurdu dergisi hediye ederek, teşekkürlerini iletti.