Yıkılan Taşlar mı, Hafızamız mı?

Bazı yıkıntılar vardır…

İnsan baktığında yalnız taş görmez.

Bir dönemin sessiz çöküşünü görür.

Bugün Evci Çeşmesi’nin başına giden biri, ilk bakışta yalnız yorgun bir yapı görebilir. Kırılmış taşlar… Yıpranmış oluklar… Bakımsızlık… Sessizlik…

Ama ben oraya her baktığımda başka şeyler görüyorum.

Bir zamanlar o çeşmenin başında sıra bekleyen insanları görüyorum. Kağnıları görüyorum. Testilerini doldurup köyüne dönen kadınları görüyorum. Susuzluktan kavrulmuş Anadolu’nun, bir tas suyla ferahlayan yüzünü görüyorum.

Sonra içimde ağır bir soru büyüyor:

Biz gerçekten yalnız bir çeşmeyi mi kaybettik?

Yoksa hafızamızı mı?..

Çünkü toplumlar bazen savaşla değil, unutmayla çözülür.

Geçmişiyle bağı kopan toplumların geleceği de zayıflar. Bugün dünyanın gelişmiş ülkelerine bakın; tarihî bir taş parçasını bile koruyorlar. Çünkü biliyorlar ki geçmiş yalnız geçmiş değildir. Bir milletin karakteridir.

Biz ise çoğu zaman yaşadığımız toprakların hikâyesini bilmiyoruz.

Bir çeşmenin neden yapıldığını… Bir köprünün hangi emekle kurulduğunu… Bir okulun hangi fedakârlıkla açıldığını…

Bilmiyoruz.

Bilmediğimiz için de korumuyoruz.

Oysa Evci Çeşmesi sıradan bir yapı değildir.

O çeşme, Cumhuriyet’in Anadolu’ya nasıl dokunduğunun canlı tanığıdır. Bir valinin makamını halk için nasıl kullandığının belgesidir. Bir Cumhuriyet kadınının bileziklerini halkın susuzluğu için nasıl çıkardığının anıtıdır.

Bugün o çeşmenin taşları sessizce yıkılırken aslında bize çok ağır bir soru soruyor:

“Siz, sizi buraya getiren insanları anımsıyor musunuz?..”

Ne acıdır ki çağımız biraz da vefa kaybı çağı oldu.

Artık insanlar yapılan iyiliği çabuk unutuyor. Geçmişin emeklerine saygı göstermeyi gereksiz gören bir anlayış büyüyor. Her şey hızla tüketiliyor; duygular da, tarih de, anılar da…

Oysa bir toplumun gerçek büyüklüğü gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil; geçmişine gösterdiği saygıyla ölçülür.

Eğer bir ülke, halkı için ziynet eşyasını bozdurup çeşme yaptıran insanları unutursa; bir süre sonra dürüstlüğü de, vicdanı da, kamusal ahlakı da unutmaya başlar.

İşte asıl tehlike budur.

Çünkü tarih yalnız kitaplarda yaşamaz.

Bazen eski bir okul binasında yaşar…

Bazen yıkık bir değirmende…

Bazen de bir çeşmenin yosun tutmuş taşlarında…

Bu yüzden Evci Çeşmesi korunmalıdır.

Yalnız nostalji olsun diye değil…

Gelecek kuşaklar neyin üzerine kurulduğumuzu bilsin diye…

Orası restore edilmelidir.

Yanına ayrıntılı bir kitabe konmalıdır.

Cemal Bardakçı’nın, Nuriye Hanım’ın ve o imeceye katılan köylülerin hikâyesi anlatılmalıdır.

Çocuklar oraya götürülmelidir.

Çünkü bugünün gençleri şunu bilmeli: Bir zamanlar bu ülkede, makamını servet yapmak için değil; köylüsüne su götürmek için kullanan insanlar vardı.

Ve evet…

Belki o çeşmenin debisi üç parmak kalınlığındaydı.

Ama taşıdığı insanlık, bugünün nice büyük yapısından daha görkemliydi.

Ben o sudan içtim.

O yüzden bu yazıyı yazarken yalnız bir çeşmeyi anlatmıyorum. Bir dönemin ahlakını anlatıyorum. Cumhuriyet’in ilk kuşaklarının nasıl insanlar olduğunu anlatıyorum.

Çünkü Cumhuriyet yalnız kanunlarla kurulmadı.

Vicdanla kuruldu.

Emekle kuruldu.

Fedakârlıkla kuruldu.

Bugün hâlâ ayaktaysa, bunun nedeni o kuşağın halka tepeden bakmayan ahlakıdır.

Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu bütün kalbimle söyleyebiliyorum: O çeşmeden yalnız su akmıyordu.

İnsanlık akıyordu…

Vefa akıyordu…

Cumhuriyet akıyordu…

İnanıyorum ki;

İşte Cumhuriyet, böylesine idealist insanların omuzlarında yükseldi. Halkını kendinden üstün gören insanların…

Kökleri böylesine derin bir çınarın kolay kolay devrilmeyeceğini tarih defalarca göstermiştir.

Dünya durdukça Cumhuriyet de yaşayacaktır.

Not: Kaynak bilgiler Çorum Hacıbey Köyü Eski Muhtarı Rahmetli Hasan Filiz ve Çorum Dereköy sakinlerinden Ali Satılmış.

Bitti