Yeni bir dünya kuruluyor; fakat sanki kurucuların elinde bir plan yok. Her şey bir “deneme” havasında ilerliyor.

Trump’ın dünya üzerindeki hareket ettirici gücü, top oynayan bir çocuğu andırıyor: Tekmeler, düşmeler, hatta hırçın bir gülüş… ABD Başkanı, “Artık sadece gücün hukuku var” diyor; uluslararası hukuk kitaplarını çöpe atıyor. Yerine kendi yazdığı kuralları koyuyor. Kadife eldiven falan yok. Sadece çıplak yumrukların ve tekmelerin konuştuğu bir dünya var.

Türkiye ise bu tabloda “tam destek” ile “ham destek” arasında gidip geliyor. Kapalı kapılar ardında başını sallıyor, açık mikrofon önünde ise “eh, biraz destek veriyoruz” havası estiriyor. Örneğin Trump’ın Barış Kurulu’na imza atan ülkeler listesinde adımız geçmiyor; ama Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Davos’ta boy gösteriyor. Güç oyunlarının sahnesinde kuklalar ve kukla yapanlar…

Trump’tan önceki ABD başkanları da BM’yi kendilerine göre yontuyordu. Bush’lar, “Bushlaşmış Milletler” adını verdikleri oyunlarını oynadı. Ancak Trump, tüm aracılardan kurtuldu; “saf güç” denilen şeyi sahaya sürdü ve uluslararası dengeleri, satranç tahtasındaki taşlar gibi devirip attı. Bu yeni dünyada artık uzun vadeli strateji değil, ani refleksler belirleyici.

Türkiye’nin tutumu ise başlı başına bir ironi kaynağı: Suriye’de “paçal” politikalar, İsrail’le “düşman” pozları, ABD’yle samimi ilişkiler… Kısacası bu denge arayışı, aslında 1’den küçük olduğumuzu anımsatan bir çizgi. Oysa 20. yüzyılın çalkantılı dalgalarından sağ çıkan Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrası Batı Bloku’nda yerini almış ama teslim olmamıştı. İnönü’nün Kıbrıs krizindeki kararlılığı, dönemin çıplak hakikatini gösterir: Güçlü ol, ama kendi yolundan asla şaşma. Bugün bu zemin daha da değerlidir; çünkü akıl, kaosun içinden yol bulmak zorundadır.

Trump’ın Barış Kurulu, başlangıçta Gazze için tasarlanmıştı; bugün ise tamamen Trump merkezli bir yapıya dönüşmüş durumda. Dünya 5’ten büyük olabilir, ama biz hâlâ 1’den küçüğüz. Kara mizah tam da burada devreye giriyor: Uluslararası sahnede oyuncular rollerini oynuyor, biz ise kenarda bir sandalye kapmaya çalışıyoruz. Gülen taraf olmayı umuyoruz belki; fakat sahne ışıkları çoğu zaman başka başkanların üzerine yansıyor.

Yine de unutmayalım: İnsan aklı yenilmez. Kaos, her zaman yeni bir dünya yaratır. Trump’a kaygılanmak yerine, bu karmaşanın içinden çıkabilecek fırsatları görmeliyiz. Çünkü belki de bu düzensizlikte, 1’den küçük olmanın avantajını kullanarak kendi kurallarımızı yazabiliriz.

İroniyle, kara mizahla ve diplomatik manevralarla dolu bir dünya… ve biz, hâlâ yürümeyi öğreniyoruz.