Bundan yüzyıl önceden bir öykü anlatalım; 

Ne eksik  bırakalım, ne de bir şey katalım. 

Çorum Çıkrık Köyünde bir vatandaş yaşarmış; 

Yüz koyundan oluşan davar sürüsü varmış. 
 

Komşu köyden uyanık, çoban bulmuş sürüye; 

Çobanına demiş ki: “Bakmayasın geriye. 

"Aman çoban iyi bak, göz kulak ol onlara:  

Sakın ola bir zarar gelmesin koyunlara,  

Gözün sürüde olsun, artmalı sayıları; 

İyi bak, iyi besle;eksik etme suları. 

Hemen yaylaya çıkar,orda güzel otlak var;  

Yayla otlaklarında, çok koyun çift yavrular.” 

Çoban demiş: “Sürüyle ben yaylaya çıkarım; 

Kurttan kuştan sakınır, gözüm gibi bakarım.” 

Çoban almış sürüyü, o gün çıkmış yaylaya:  

Son güzde dönecekmiş, günleri saya saya. 

Ağa düş dünyasında, koyunlar hep yavrular; 

Elbet ağıl, avlular, hep kuzularla dolar. 

Günden güne çoğalır, sayı yüzleri bulur; 

Ağa ise kendince “sürü ağası” olur. 

Aradan aylar geçer, mevsim dayanır güze; 

Bir çok kuzu doğmuştur, gerek yok lafa, söze. 

Konağın bahçesinde ağa yemek yiyorken: 

Acaba bizim çoban, davar nasıl diyorken… 

Çoban elinde deri, bitivermiş yanında: 

Ağa şaşkın: “Hayrola, sürü nerde, ne yanda? 

Koyunların kaçının kuzuları olmuştur? 

Belli ki yayladaki ağılları dolmuştur.” 

Çoban der ki pişkince: “Sayısını vereyim. 

İyi dinleyin ağam, hesabını göreyim; 

Yağmur yağdı gök çatladı. 

Yetmiş ikisinin ödü patladı. 

Önden gitti baş toklu, 

Arkasından beş toklu. 

Onunu verdim kasaba, 

Onunu da katma hesaba. 

Kurt kaptı birisini, 

Birisinin getirdim derisini. 

Böylesine hesapla ağa çılgına döner; 

Tükenir umutları, yazık mum gibi söner! 

Yoğurt dolu çanağı bir hamlede yabanın; 

Ters  çevirip geçirir kafasına çobanın.  

Tüm suratı yoğurtla bembeyaz olan çoban; 

Pişkince sırıtıp der: “Dolaştım yazı yaban. 

Hesabı doğru verdim, elbet yüzüm pak olur; 

Doğru hesap verenin, yüzü böyle ak olur:”