Genel seçimler öncesi yapılan anketlerde yüzde şu kadar kararsız seçmen olduğu ve bunların seçim sonuçlarını etkileyeceği, yorumların olmazsa olmaz bir ifadesidir.

16 Nisan’da yapılacak referandum ise bir genel veya yerel seçim değil; kanla, irfanla, devrimle kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin olmak veya olmamak sapağıdır.

Dayatılan Anayasa değişikliğine eğer “evet” denirse ülke her türlü denetimden uzak tek adamın şahsi tercihlerine teslim edilecektir. Bir diğer deyişle kuvvetler ayrılığı olarak ifade ettiğimiz “Yasama, Yürütme ve Yargı” tek adamın iki dudağı arasında olacaktır.

Bu sebeple her yurttaş son kararını verirken; a) telâfisi mümkün olmayan bir yola sapılacağının, b) ABD ve AB’nin yıllardır dayattığı eyaletlere bölünmenin o kişinin bir kâğıda yazdıracağı birkaç cümlelik bir ibareyle mümkün olacağının bilincinde olmak zorundadır. 

Bu referandum dayatmasının bir başka boyutu daha vardır. O da AKP için adeta güven oylaması hâlidir. Paniğin sebeplerinden biri de budur.

Başbakan Binali Yıldırım’ın medya temsilcileri ile bir araya geldiği toplantıda, "20 günlük bir süre var. 20 gün içerisinde mutlaka vatandaşın kararında, kararsızların kararında kesin bir sonuç ortaya çıkacak. Biz kampanya yapıyoruz, anketlerle ilgilenmiyoruz" ifadesini kullanması ne denli panik içinde olduklarının açık göstergesidir.

AKP, kurulduğu günden bu yana sadece seçim dönemlerinde değil ritmik anketler yaptırarak toplumun nabzını tutan bir çizgi izlemiştir ve anketlere ne denli önem veren parti olduğunu bilmeyen yoktur. O yüzden Yıldırım'ın "anketleri dikkate almıyoruz" sözlerinin satır aralarındaki "hayır yüksek" mesajı iyi okunmalıdır.

Dayatılan Anayasa değişikliğine hangi sebeple toplum tarafından “evet” denilmesi gerektiğini anlatamaz bir durumdadır. Bilindiği gibi bir tezi ileri süren bunu kanıtlamak zorundadır. Antitezin, “Hayır”ın yanlışları üzerinde kendi tezinizi kabul ettiremezsiniz.   “PKK, FETÖ hayır diyor” ifadesi toplumu “evet” için ikna edecek güce sahip değildir.

“Hayır” tercihini savunanların “Rejim değişecek” sözlerine karşı “Rejim filan değiştirmiyoruz” diyerek şiddetle karşı çıkarken “Yeni Türkiye’yi kuracağız. 16 Nisan sonrasında her şey değişecek” sözleri gerçek niyetlerinin açığa vurulması değilse nedir?

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, “Vereceğiniz karara göre Türkiye 16 Nisan’da yeni bir döneme başlayacaktır.” neyin ifadesidir?

Hadi bir hamle sonrasına bakalım… Referandumdan hangi sonuç çıkarsa çıksın bir erken/baskın seçime gidileceği görülmektedir. Yıllardır AKP’ye oy veren ama bu referandumda “hayır” tercihi yapan seçmene “terörist, hain” gibi saldırılmasının sonuçlarını düşünemeyecek kadar panik içindedirler.  Günü kurtarmaya çalışırken “hayır” dediği için “terörist, hain” sıfatları yakıştırılan kendi seçmenlerinin bir genel seçimde AKP’ye oy vermeyeceğini de düşünemez hâldedirler.

Yazımızı Mustafa Kemal Atatürk’ün kuvvetler birliğinin sakıncalarını ifade ettiği sözleriyle bitirelim.

Atatürk kuvvetler birliğinin sakıncalarını, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki tarihi nutuklarından birinde şöyle anlatır: (26 Ekim 1922)

“Milletin irade ve hâkimiyetinin tecelli ettiği bir heyetin üstünde âli bir kuvvet olamaz. Meclis Böyle bir şeye karar verirse, milletin kendisine emanet ettiği hâkimiyeti ve iradeyi suiistimal etmiş olur...

Sizi toplamak ve dağıtmak hakkına kimse sahip değildir. 

Efendiler!

İnsanlar kuvvet ve istimaline ve bahusus başkalarının kuvvetini istimale fıtraten mütemayil oldukça, bu kaideyi  çok kıskanç olarak muhafaza etmelisiniz. Şimdiye kadar bu milletin meclislerinin devam edememesi,  lüzumunda Meclis'in feshi kaydının bu yapraklarda, bu kitaplarda ve bu dünyada mevcut oluşundandır. Bu selâhiyeti istediğiniz heyete veriniz; mutlaka suiistimal eder.

Padişahlar, işte bu noktaya istinaden milletimizin meclislerini tahkir ede ede kovmuşlardır.

Binaenaleyh böyle bir kayıt ve şartın Anayasalarda hiçbir vakit yeri olmamalıdır. Milletin hâkimiyetini tahrip etmiş olmak itibariyle tamamen merduttur. (Dışarı atılmış, reddedilmiş)

Bir vekiller heyeti ki, millî iradenin temsilcisi olacaktır. Yani bu iradenin temsilcisi doğrudan doğruya siz değil de kendilerine icra salâhiyetini verdiğiniz insanlar olacaktır. O heyetin, şahsın eline salâhiyet verdiğiniz zaman, o istediğini yapacaktır ve sizin haberiniz olmayacaktır. Sorarım size, Vekiller Heyeti sizin buradan dağılmanıza karar verirse siz ne yapacaksınız?

Hüseyin Avni Bey (Erzurum )-Güleriz Mustafa Kemal Paşa!

-Gülemezsiniz Efendim, İstanbul Meclis-i Mebusanı’na giden  zatıâliniz o zaman da "güleriz" demiştiniz. Ama bunu yapamamıştınız. Kulaklarınızdan tutup sizi dışarıya atmışlardı.”

*      *      *

Cumhuriyetin ilan kararını verdiği günlerde Atatürk'e sorarlar…

“Fırkalar çoğalır, hükümetsizlik baş gösterirse ne yapılabilir, ne düşünüyorsunuz?”

İşte cevabı… “Millet Meclisi kendi kendini feshedebilir... Millete müracaat ederek referandum yapılabilir...”

*      *      *

Arkadaşları ve Meclis kendisine "Devlet Başkanı" olarak fesih yetkisi vermek istediğinde ise Atatürk kabul etmemiş ve şöyle demiştir:

“Şahıslar tabii olarak zevale mahkûmdurlar. Ölebilirler, yerlerine gelenler aynı değerde olmayabilirler. Sürekliliği olan millettir. Kuvvet, kudret, hâkimiyet, irade doğrudan doğruya millete verilmeli, Milletin elinde bulunmalıdır.” (26 Ağustos 1920 ve 01 Aralık 1921)

Tarihlere dikkat buyurunuz lütfen… 1920, 1921 yani Milli Mücadele’nin en çetin günleri…