Savaşan Mehmetciklerimiz ne yeyip ne içiyorlardı

Ordumuzun yiyecek ve içeçeği önceleri günlük Çanakkale boğazından deniz yolu ile geliyordu. Sonra düşmanların boğaza hakim olmasıyla karadan taşınmaya başlandı.

Bigalı Köyü yakınlarında karavana kuyruğunda bekleyen Mehmetçikler

Carl Mühlman adlı Alman subayın Çanakkale Savaşı kitabından bir alıntı:

Yiyecek stokları fazla değildi. Açlık, umacı gibi her yerde, her tarafta geziniyordu. Çoğu kez porsiyonlar ve tayınlar azaltılmak zorunda kalındı. Koşulu hayvanların büyük bir kısmı yaz esnasında yem olmadığından Anadolu kısmına geçirildi. Yemeğin hazırlanması ve yapılması son derece ilkeldi. Sahra mutfakları yoktu. Cephenin çok gerisindeki açık mutfak tesislerini düşman denetiminden gizlemeye çalışıyorlardı. Siperlerden gecikerek sağlanan uzun taşıma sonucu yemek, çoğu kez bir lapa, koyun etiyle pişirilmiş olan pirinç, sebzeden veya birkaç et parçasından oluşuyordu. Acıkmış olan siperdeki savaşçılara soğumuş olarak ulaşabiliyordu. Bu soğuk yemeğin yeniden ısıtılması ancak karanlık basınca söz konusu olmaktaydı. Çünkü çıkan duman, düşmanın ateşini üzerine çekiyordu.”

Huma Kuşu Yükseklerden Seslenir

•Seferberlik ilan edilmiş, ülkedeki tüm gençler okuyan-okumayan tümü askere çağrılmıştır. Erzurum'un Ilıca nahiyesine bağlı Çiğdemli köyünde Mustafa ve Gülbahar'ın dillere destan aşklarını bilmeyen yoktur. Evlenmelerine izin verilir ve evlenirler. Mustafa askere alınır. Gülbahar'ın iki gözü iki çeşmedir, ama yapacak bir şey yoktur. Vatan savunmasıdır.

Mustafa gitmiştir ve Gülbahar her sabah kalktığında bahçeye çıkar yavuklusunun yoluna uzun uzun bakarak geleceği günü bekler. Bekler ama ne gelen var ne de haber. Gülbahar'ın bu durumu kaynanasını ve kayınbabasını çok üzmektedir. Gelin her geçen gün eriyip gitmektedir.

Mustafa'dan yıllarca haber gelmez. Ev halkı artık umutlarını kesmek üzeredir. Kayınbabası gelinin her sabah yavuklusunun yolunu gözlemesine, uçan kuşlardan haber istemesine o kadar üzülür ki bu ağıtı yakar.

•Huma kuşuna bir cennet kuşu da denir. Çok yükseklerde uçar ve bu uçuşu günlerce sürer, adeta bir haberci kuşu gibidir. Mustafa'yı da huma kuşuna benzeterek ve yine huma kuşunun çok yüksekte uçması haberci bir kuş olmasına atıf ederek başlar söylemeye:

Huma kuşu yükseklerden seslenir

Yar koynunda bir çift yavru beslenir.

Sen ağlama kirpiklerin ıslanır,

Ben ağlam ki deli gönül uslanır.

•Gülbahar'ın ağlaya ağlaya göz pınarları kurumuştur.

Hulusi Seven Erzurum

(SÜRECEK)