Sayın Cumhurbaşkanı neden ilk beş yüz üniversite arasında olmadığımızı sorguladı. Aynı soruyu biz de soruyoruz, neden ilk beş yüzde yokuz? Oysa üniversite sayımız, o kadar çok arttı ki sayısı 206’ya ulaştı.

Burada “oy almaya endeksli üniversite açmak mı, yoksa nitelikli üniversite yaratmak mı?” konusu üzerinde düşünülmelidir. Her şeye rağmen özellikle son yıllarda ilk beş yüze giremesek de, dikkate değer üniversitelerimizin hakkını yemeyelim. Örneğin, ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi Üniversitesi, Hacettepe, Bilkent gibi güzide üniversitelerimizi unutmamak lazım. Özel üniversite olarak, Koç ve Sabancı Üniversitelerini saymak gerekir.

Başarısızlığın en temel kaynağını öncelikle özerklikte aramak gerekir. Sayın Süleyman Demirel şöyle demişti: “Üniversiteler siyasetten uzak olmalı, devletten değil” ve devam etmişti, “En büyük hata, siyasetçilerin üniversiteleri yönetmeye kalkması” ... O halde başarısızlığın temellerini öncelikle burada aramak lazım.

Başarı için hangi ölçütler baz alınıyor.

1. Eğitimin niteliği: Mezunları arasında madalya ve Nobel ödülü alıp alınmadığına bakılıyor.

2. Öğretim kadrolarının niteliği: Çalışanları arasında madalya ve Nobel ödülü alıp alınmadığına bakılıyor.

3. Üniversitede 21 araştırma kategorisinde yüksek atıf alan araştırmacı sayısına bakılıyor.

4. Üniversitenin büyüklüğüne kıyasla akademik başarısı göz önünde bulunduruluyor.

5. Science ve Nature gibi dergilerde yayınlanan makale sayısı

6. Bilimsel atıf alan dergilerde yayınlanan makale sayısı, gibi ölçütler dikkate alınmaktadır.

Üniversiteler doğası gereği, birer araştırma bilim ve hizmet yuvalarıdır. Çoğu üniversitede rektör seçimi çoğunluğun oyunu alan değil, siyasilerin gözüne girenlere göre yapılıyor . ‘Liyakat değil sadakat’ ön plana çıkıyor. Öyle olunca da bilim yerine biat kültürü doğallık kazanıyor. Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ramazan Taşaltın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “İtaat etmek farzdır” dedi. Taşaltın, Erdoğan’a karşı çıkmanın ise “Savaştan kaçmak olduğu ve haram sayılacağı” yönünde açıklamalarda bulundu. AKP vekilleri bile bu kadar vıcık vıcık yağ kokan yaklaşıma dayanamadı, AKP Grup Başkanvekili Sayın Naci Bostancı, “Rektörlük makamında aranan akademik müktesebatla hiçbir ilgisi yoktur” dedi.

Bir diğer ölçü ise bilim adamlarına verilen değerdir. Ülkemizde bilim dalında ilk Nobel Ödülü alan Sayın Aziz Sancar, “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen, sözde bilim adamı olarak sunulan fesli şarlatan kadar itibar görmüyor. Aziz Sancar İdealist ilk temeli, Köy Enstitülü öğretmenlerinden aldığını söylerken, aldığı ödülü de Anıtkabir Müzesine bağışlıyor. Ödülün sahibi “Cumhuriyeti kurarak bana bu yolu açanlardır” diyerek büyük bir vefa örneği sergiliyor. Demek ki Cumhuriyet 90 yıllık reklam arasında, bilim adamları da yetiştirmiş(!)

Profesör unvanı taşıyanlar halka “Şifa niyetine deve sidiği” ikram ederse, “Ben cahilin ferasetine güveniyorum…Okuma oranı arttıkça beni hafakanlar basıyor” diyen Profesör YÖK denetleme kuruluna atanarak ödüllendirilirse, TÜBİTAK’ın başına hayvanat bahçesi müdürü gelirse, dünyanın yuvarlak olmadığını söyleyen hocalar, üniversitelerde ders veriyorsa, ülkeden dışarıya büyük bir beyin göçü varsa, bırakalım ilk beş yüzü şu anki halimize de şükretmek lazım.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol