Önceki yazılarımızda belirtmiştik, Ergene Nehri Istranca (Yıldız) Dağları'ndan doğarak Çorlu, Çerkezköy, Lüleburgaz, Babaeski, Pehlivanköy ile Uzunköprü'den geçtikten sonra, Meriç Nehri ile birleşerek Saros Körfezi'ne dökülmektedir.

Ergene Nehri’ni yol boyunca en çok kirleten sanayi kuruluşları, Çerkezköy ve Çorlu sınırları içerisinde, Ergene’ye yakın arıtma tesisi olmayan, ya da arıtma sistemlerini çalıştırmayan sanayi kuruluşlarıdır. Ergene’yi kirleten sebep belli, sanayi tesisleri. Sanayisiz bir ülke olur mu? Günümüzde ve çağımızda olmaz. Sanayi tesisi olacak ki üretsin, işsizler iş sahibi olsun. Memleket üretim yapsın, ihracat yapsın kalkınsın. Aklı olan kimse buna karşı çıkmaz.

Bizim sanayicilerimiz o bilinç ve sorumluluk çerçevesinde hareket etmiyor. Sanayi olacak, üretim yapılacak, günümüzde kalkınmanın aş, iş, ekmek sahibi olmanın bir gereği sanayileşmek. Fakat çevreye zarar vererek, akarsuları, nehirleri, denizleri, ormanları kirleterek, doğaya zarar vererek yapılan bir sanayileşme çarpık ve ilkel bir sanayileşmedir. Halk deyimi ile “Ettiğin hayır, ürküttüğün kurbağayı değmez”. Sanayileşmek bir çevre cinayetine dönüşmemeli. Doğa katliamına dönüşmemeli. Bizden daha ileri boyutta sanayileşmiş Avrupa ülkeleri bu sorunu nasıl çözmüş, bakıp incelemek gerekir.

Sanayi tesisleri ve yakınında nehirler, sadece bizim ülkemizde yok, dünyanın pek çok ülkesinde bu sorun var, fakat gelişmiş uygar ülkelerde çevreyi kirletemiyorsun, çevre kirletme cezaları ve yaptırımları çok ağır. Aslında bizim ülkemizde kâğıt üzerinde çevre kirletene bazı yaptırımlar var, yok değil, ama uygulama yok.

Uygulamada; Onu görmeyelim, bu defa bağışlayalım, o yandaş, ona ceza yazarsak şirket batar. O sanayi kuruluşu bizim partiden, seneye düzeltir gibi sonu gelmeyen, suistimaller, idare-i maslahatçılıklar, çevre katliamının baş sorunlarıdır.

Konuştuğumuz her yetkili, sorunu çözüyoruz, çözeceğiz, az kaldı falan gibi, ecekli, acaklı sözcüklerle işi geçiştiriyor. Hiçbir şeyin olduğu, olacağı yok. Biz halk olarak tek bir şeye odaklanırız SONUÇ NE? Sonuç yok! Nehir akıyor zehir!

İçinden nehir geçen pek çok Avrupa kenti var, hepsi de bulundukları yere büyüleyici bir güzellik katıyor, renk katıyor. Paris (Seine Nehri), Budapeşte (Tuna Nehri), Londra (Thames Nehri), Prag (Vltava Nehri), St Petersburg(Leningrat) (Neva Nehri), Floransa (Arno Nehri), Zürih (Limmat Nehri)…Bu nehirlerin hepsi bulundukları şehre tarihi ve turistik güzellik katmakta. Su, tarih, insan, doğa bileşeninden çevreye bir güzellik ve ahenk doğmakta. Hiç birisi bizim Ergene Nehri gibi, ne zehir akıyor, ne de lağım kokuyor.

Örneğin Almanya’nın Başkenti Berlin’i gezenler bilir, Berlin ortasından geçen bir nehir yok, fakat Berlin ortasında şehri boylu boyunca dolaşan su kanalları var. Sanki nehir geçiyor havası veriyorlar, su kanalları tüm şehri dolaşıyor ama tertemiz. Suyun çevreye, doğaya, şehre verdiği güzelliği, ferahlatıcı etkiyi zorlama yöntemlerle de olsa Almanlar yapıyor. Ya bizde deniz kenarında şehirlerimiz, içinden deniz geçen şehrimiz var, fakat bu şehirlerimizde lodos eserken sahilde olmayı hiç bir dosta tavsiye edemeyiz. Nefes darlığı çekenlere hiç edemeyiz.

Kısacası ne denizlerimize, ne de akarsularımıza hak ettiği değeri veremiyoruz. Konumuz olan Ergene Nehri’ni yaşamın, çevre güzelliğinin, verimin ve bereketin sembolü olarak kalacağı yerde, kara bir ziftin, çevreye artık zarar veren, hastalık saçan, hatta çevresindeki canlıları öldüren bir organ haline dönüştürmüşüz.

Bugün Ergene’yi kirleten etkenleri sıfıra düşürsek ve nehir kaynağından çıktığı gibi aksa, Nehir kendi kendisini ancak yirmi yılda toplayabiliyor, yatağını temizleyebiliyor. Ekolojik denge eski haline ancak gelebiliyor.

Hiç olmazsa zararın burasından dönebildik diyelim. Hiç olmazsa buradan başlayalım, hep bir yerden başlamak lazım denir ya, o başlangıç günü bugün olsun. Ergene Nehri temiz kalsın.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol