Birer yıldız görünümünde, asıl olarak hançer diyelim biz buna, gezegenimizin doğu, batı, güney, kuzey her yönüne uzanmayı hedefleyen birer hançeri simgeleyen amblemiyle küresel çapta ulusların kalbine yönelmiş bir savaş örgütü olarak doğan NATO 4 Nisan 1949’da 12 ülkenin imzasıyla kuruldu. Uluslararası bir kuruluş olduğu söylense ve yazılsa da paktın patronu ABD’dir. Her atılan adım ABD’nin bilgisi dışında atılmaz.
2. Paylaşım Savaşı sona ermiş, çok geniş bir alana yayılan sosyalist Sovyetler Birliği’ne karşı Batı’nın emperyal çıkarlarını gözetme, yeni/yarı sömürgecilik anlayışıyla dünya devletlerine hükmetme, bunu yapamıyorsa ekonomik olarak bağımlı kılma veya çökertme yöntemlerini öne çıkararak kurulan savaş örgütü.
Varlığı asıl olarak insan varlığına karşı. İnsanı sömürmeye odaklı her kurum ve kuruluş, ister ticarî olsun ister malî, ister militarist toplumların doğasını, yeraltı/yerüstü zenginliklerini sömürmek, bunu uygulamada güçlük çektiği zamanlar askerî güç kullanarak gerçekleştirmek emeli güder.
Sovyetler Birliğini kendi emperyal hedeflerine bir tehdit olarak gören, doğu Avrupa ülkelerindeki sosyalist yönetimlerin giderek yaygınlaşacağını, küreyi sosyalist bir anlayışın saracağını, bu kaçınılmaz gelişmelerin emperyal odakları da etkisi altına alacağını hesaplayarak önlem amaçlı kurulmuştur. Sovyetleri çevrelemek, sosyalist iktidarı doğmadan boğmak hedeflenmiştir. Bunu da gizlemiyorlar zaten. Kuruluş sözleşmesinde açık açık yazıyor.
NATO yaklaşık 40 yıl sonra bu hedefine ulaştı, Sovyetleri ve Doğu Avrupa ülkelerini, Yugoslavya’yı etkisi altına aldı, sosyalist iktidarları tasfiye etmeyi ve kapitalist-emperyalist sisteme entegre etmeyi başardı.
Türkiye bu savaş örgütüne 1952 yılında girdi. Daha girmeden önce 1950’de ABD ile ikili anlaşma yapan Menderes iktidarı varlığını bağladığı ABD çıkarlarına hizmet etmek ve NATO’ya girmek amacıyla Kore’de durmayan savaşa asker gönderdi. Çok kanlı sonuçlanan savaşın ardından Kore Kuzey ve Güney olmak üzere iki ayrı devlete bölündü. Kuzey Kore sosyalist bir iktidarla varlığını sürdürüyor, Güney Kore ise ABD’nin Doğu Asya nöbetçisi konumunda.
Tarih her gerçeği içinde barındırır, yeri ve zamanı gelince açıklar. “Dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles Türkiye'nin müttefik güçler arasında en ucuz askeri sağladığını belirterek, bir Türk askerinin ABD'ye günlük maliyetinin 23 cent olduğunu ifade etmiştir.
Düşünebiliyor musunuz, bir Türk askerinin değer 23 cent!
Lanet olsun senin centine, dolarına!
Ülkemin hiçbir çıkarı olmayan, tarafı olamayacağı, insan kanı dökmenin ahlakî bir nedeni bulunmayan ABD çıkarları için Mehmetçiğin kanının dökülmesine bizim iktidarlarımızın eli bulaşmıştır. Savaş bir insanlık suçudur, bu suçu işlemek üzere kurulan NATO ahlakî değerlerden uzak, kan emmeye odaklı savaş örgütüdür.
Büyük ödünlerle girdiğimiz bu örgütte bulunmak ülke zararınadır. Bizim küresel ölçekte sömürü ve militarist örgüt içinde bulunmamız büyük hatadır.
Bir uluslararası örgüt içinde bulunacaksak küreyi ve ülkemi geliştirecek demokratik, insanı yaşatmaya, her insan için dünyayı yaşanır kılmaya odaklı bir kuruluşa üye olunmalıdır, can kıymaya odaklı bir savaş örgütüne değil.
Aşağıdaki alıntı bir söz bırakmayacak denli açık anlatıyor kuruluşun ve ittifak üyelerinin neleri amaçladığını. Savaş örgütü olmakla birlikte küresel boyutta her alana müdahale etmeyi dillendiriyor.
“- 1949’un NATO’su ile 2026’nın NATO’su artık aynı ittifak değil.
- NATO, tarihinin birkaç büyük dönüşümünü yaşadı.
- Kuruluş döneminde Sovyet yayılmacılığını çevrelemeyi amaçladı.
- Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla kendisini yeni bir kimlik arayışı içinde buldu.
- 11 Eylül sonrasında terörle mücadeleyi merkezine aldı.
- Afganistan operasyonu, tarihinin en uzun askeri görevi oldu.
- Ancak, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte ittifak yeniden kuruluş felsefesine döndü: Toprak savunması, caydırıcılık ve yüksek yoğunluklu savaş hazırlığı.
- Üstelik bu kez tehdit tanımı çok daha geniş. Artık yalnızca tanklar ve füzeler konuşulmuyor. Enerji hatları, limanlar, uydu sistemleri, veri merkezleri, yapay zeka alt yapıları, kritik madenler... Hepsi güvenliğin bir parçası haline geldi.
Bu nedenle Ankara’daki toplantı, bir askeri planlama toplantısından çok daha fazlasını ifade ediyor. Burada konuşulacak başlıklar, önümüzdeki on yılın küresel güvenlik denklemini şekillendirebilir.” - Hürriyet com.tr
Ankara’da yapılması planlanan zirve nedeniyle kent çapında 400’den fazla dernek, sendika, parti yöneticisi gözaltına alınmıştır. Bu neyin korkusu? Bir dernek veya sendikanın NATO’yu dağıtabileceği mi düşünülüyor ki gece yarısı insanların evlerine kapı kırılarak, tahrip edilerek giriliyor?
Bu şiddet sarmalı yalnızca zirve ile ilgili olmasa gerek; öyle anlaşılıyor ki yükselen muhalefeti dizginlemek, iktidarı sosyal demokratlara bırakmamak düşüncesi yatıyor, alttan alta.
Gün ola harman ola!