Yapay zekâ bugün insanlık tarihinin en büyük teknolojik dönüşümlerinden birini temsil ediyor.
Hastalıkların teşhisinden bilimsel araştırmalara, eğitimden savunma sanayisine kadar pek çok alanda yeni imkânlar ortaya çıkıyor. Ancak her teknolojik devrim gibi yapay zekânın da çoğu zaman gözden kaçan bir maliyeti bulunuyor. Bu maliyet ne işlemcilerde, ne yazılımlarda, ne de algoritmalarda saklıdır. Yapay zekânın görünmeyen maliyeti elektrik enerjisi tüketimi, su kullanımı ve karbon salınımıdır.
Bugün büyük dil modelleri, görüntü üretim sistemleri ve yapay zekâ ajanları milyarlarca parametreyle çalışıyor. Bu sistemlerin eğitilebilmesi için binlerce grafik işlemci birimi (GPU) haftalar hatta aylar boyunca kesintisiz olarak çalıştırılıyor. Ortaya çıkan işlem gücü ihtiyacı ise beraberinde devasa elektrik enerjisi tüketimini getiriyor.
Bir zamanlar veri merkezleri yalnızca internet sitelerini, e-postaları ve çevrim içi hizmetleri çalıştırıyordu. Artık durum farklı. Yapay zekâ veri merkezleri adeta dijital çağın fabrikaları hâline geldi. Bu fabrikaların hammaddesi veri, üretim aracı işlem gücü, enerji kaynağı ise elektriktir. Üstelik bu merkezlerin elektrik enerjisi ihtiyacı birçok küçük ülkenin toplam elektrik enerjisi tüketimiyle yarışabilecek düzeye ulaşmış durumda.
Ancak hikâye yalnızca elektrik enerjisinden ibaret değil. Elektrik enerjisi tüketiminin yanında çoğu insanın fark etmediği ikinci büyük bir kaynak kullanımı da sudur. Çünkü binlerce işlemci aynı anda çalışırken muazzam miktarda ısı ortaya çıkarır. Bu ısının uzaklaştırılması gerekir Devreye soğutma sistemleri girdiğinde ise su kullanmak gerekiyor.
Yapay zekâ veri merkezleri işlemcileri soğutmak için milyonlarca litre su kullanır. Bazı büyük veri merkezlerinin günlük su tüketimi küçük bir kasabanın günlük su ihtiyacına yaklaşabilmektedir. Bir başka ifadeyle, geleceğin dijital ekonomisini ayakta tutan sistemlerin aşırı miktarda su tüketmeleri gerekir. Bu durum özellikle su stresi yaşayan bölgeler açısından yeni soruları gündeme getiriyor.
Elektrik enerjisi tüketimi ve su kullanımı doğal olarak üçüncü bir sonucu da beraberinde getiriyor: “Karbon salınımı.”
Bir yapay zekâ modelinin eğitimi sırasında kullanılan elektrik enerjisinin kaynağı fosil yakıtlar ise ortaya ciddi miktarda “karbon emisyonu” çıkmaktadır. Kömür, doğal gaz veya petrol kaynaklı elektrik enerjisi üretimiyle çalışan veri merkezleri, görünmez bir çevresel maliyet üretmektedir. Kullanıcıların birkaç saniye içerisinde aldığı cevapların arkasında bazen saatlerce çalışan işlemciler ve büyük miktarda enerji bulunmaktadır.
İlginç olan nokta ise yapay zekânın aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir araç olarak görülmesidir.
· Yapay zekâ enerji verimliliğini artırabilir,
· Akıllı şehirleri yönetebilir,
· Tarımsal sulamayı optimize edebilir,
· Karbon emisyonlarını azaltabilir.
Fakat bunları yaparken kendi çevresel etkisini de yönetmek zorundadır.
Bu nedenle teknoloji şirketleri için artık, daha az enerji tüketen işlemciler, sıvı soğutma teknolojileri, yenilenebilir enerji kaynakları ve düşük karbonlu veri merkezleri yeni rekabet alanları hâline geliyor. Yapay zekânın geleceğini belirleyecek “enerji verimliliği yarışı” olacaktır.
Belki de yakın gelecekte ülkelerin teknolojik gücü yalnızca sahip oldukları veri miktarıyla ya da geliştirdikleri modellerin büyüklüğüyle ölçülmeyecek. Temiz enerji üretim kapasitesi, sürdürülebilir su yönetimi ve düşük karbonlu bilişim altyapıları da en az işlem gücü kadar stratejik önem taşıyacak.
20.yüzyılın sanayi ekonomisi petrol üzerine inşa edilmişti. 21. yüzyılın yapay zekâ ekonomisi ise veri, işlem gücü, elektrik enerjisi ve su kullanımı üzerine yükseliyor.
Yapay zekâ çağında artık yeni bir soruyla karşı karşıyayız.
“Daha akıllı makineler üretirken, daha sürdürülebilir bir dünya inşa etmeyi başarabilecek miyiz?”
Bu soruya verilecek cevap, belki de yapay zekâ devriminin gerçek başarısını belirleyecektir.