Son zamanlarda nereye baksak, iş dünyası panelleri, sosyal medya, arkadaş ortamları televizyon… Hep aynı konu var: Yapay Zeka.
Teknoloji bayağıdır hayatımızda ama yapay zekanın baş döndürücü hızla hayatımıza girmesi, haklı bir kaygıyı beraberinde getirdi. Her yerde aynı soru:
"Yapay zeka işimizi elimizden alacak mı?"
Bir İnsan Kaynakları Profesyoneli olarak yıllardır kurumların içerisindeyim. Hem kurumsal penceremden, hem de koçluk şapkamdan baktığım zaman büyük bir paradoks görüyorum. Evet yapay zeka milyarlarca veriyi saniyeler içinde analiz edebiliyor, karmaşık raporlar hazırlayabiliyor, hatta tıp dünyasında teşhisler koyabiliyor. Teknik olarak bizden çok daha hızlı olduğu kesin. Peki bunu bir son olarak mı yoksa muazzam bir başlangıç olarak mı görmemiz gerekiyor ?
Tarihe bakacak olursak insanlık, kas gücünü makinelere devrettiğinde yok olmadı. Hatta zihni özgürleşti diyebiliriz. O zaman bugün yaşadığımız da tam bu yapay zeka paradoksu olabilir mi ?
Haydi bakış açımızı değiştirelim. Teknoloji bizi işsiz bırakmakla tehdit etmedi hiçbir zaman. Aksine rutin, mekanik ve ruhsuz işlerden bize kurtardı ve potansiyelimizi yeniden keşfetmemizi konusunda bizi zorladı.
Yapay zeka bir sürü mekanik işi yapabilir, organize edebilir. Ancak bir insanın ruhunu analiz edemez. Bir çalışanın gerçek potansiyelini göremez. Şehrimizin sanayisinde, ticaretinde veya ofislerinde bizi vazgeçilmez kılan şey, teknik olarak ne kadar hatasız iş yaptığımız değil bunu biliyoruz. Asıl mesele yaptığımız işe ne kadar insan ruhu katabildiğimizdir.
Yapay zeka işimizi elimizden mi alacak diye korkmak bizi sadece felç eder ve değişime dirençli kılar.
Yapay zeka ile rekabet edemezsiniz. Şunu bilelim ki içinde olduğumuz yapay zeka çağında hayatta kalmanın sırrı yapay zekanın asla yapamayacağı, yani empati, yaratıcılık, duygusal zekaya odaklanmaktır.
Robotlaşmayı teknolojiye bırakalım, biz insan olmanın tadını çıkaralım ve kendimizi yeniden tanımlayalım.