UNUTULMAYAN FELAKETLER: ÇORUM, SİVAS VE BAŞBAĞLAR…

Abone Ol

Anadolu erenlerinin asırlarca hoşgörü tohumu ektiği bu topraklarda, ne yazık ki bazı güçler tarafından farklılıklar kaşındı, zihinlere kin ve nefret tohumları ekildi.

Ve de mayası cumhuriyetle atılan laik, demokratik bir Türkiye süreci, 1945’ten itibaren “yeşil kuşak projesi” ile yolundan saptırıldı.

Sünni Alevi’ye, Alevi Sünni’ye; Türk Kürt’e, Kürt Türk’e düşman edildi.

Ve de öyle bir ülke olundu ki, neredeyse yılın her ayı yaşanmış büyük bir acıyı, yaşanmış toplu bir felaketi hatırlatır oldu.

Evet:

-Aralık, 24 Aralık kanlı Maraş katliamını

-Ocak, Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü 24 Ocak gününü

-Mart, 68 kuşağının imha edildiği 12 Mart 1971'i hatırlatır.

-Ve Mayıs, 6 Mayıs 1972 gününü, yani idam sehpalarının kuruluşunu ve de 1977'nin kanlı 1 Mayıs'ını

-Haziran, 15-16 Haziran 1970 büyük işçi eylemini

-Eylül, ülkenin siyasetini ve ekonomisini küresel güce teslim eden, “bir sağdan bir soldan diyerek gençleri idam sehpalarına gönderen 12 Eylül darbesini hatırlatır.

-Ekim, yaşanan en kanlı katliamı, yani 10 Ekim 2015 Ankara Gar katliamını

-Temmuz ise telafisi çok zor olan, bu ülkede derin yaralar açan Çorum katliamını, Sivas katliamını ve Başbağlar katliamını hatırlatır.

***

Çorum katliamı:

27 Mayıs 1980 günü, Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak'ın öldürülmesi, sanki istenen fırsatı yaratır. 28 Mayıs'ta ortam provoke edilir. Alevi-Sünni kavgasının fitili ateşlenir.

Alaattin Camisine bomba atıldı, yakılıyor kışkırtmasıyla da “4 Temmuz 1980 Cuma” günü, kanlı olayın final günü olur.

Resmi rakamlara göre 57 ölü, 200'den fazla yaralı, 300'den fazla yakılıp yıkılan ev ve işyeri, yüzlerce ailenin iç göçü, onlarca ailenin dış göçü...

Bakın, o günün yani 1980'in Çorum Savcısı Ertem Türker ne diyor:

Olaylar geliyorum diyordu, idareciler aymazlık içindeydi. Çorum, silah tüccarlarının oyun sahası olmuştu. Aynı silahla sağcı da solcu da öldürülüyordu.”

***

Sivas Katliamı:

Yani bu toplumun asla unutamayacağı, en büyük acının yaşandığı, vicdanların çok ağır yaralandığı bir felakettir bu katliam.

O gün yani 2 Temmuz 1993 günü Pir Sultan Abdal Şenliklerinde, Madımak Otel’inde çoğunluğu Alevi kökenli 33 yazar, ozan ve düşünür yakılarak katledilmişti.

Sivas ellerinde sazım çalınır...” demişti Aşık Veysel.

Ama o saz çalınmaz olmuştu o gün.

Varıp Pir Sultan'ı, analım dedik / Aşkın dolusuna, kanalım dedik / Meydanda bir semah, dönelim dedik demişti Kızılgül.

Ama anamamıştı ve de meydanda bir semah dönememişti Kızılgül.

***

Başbağlar Katliamı:

Başbağlar, Erzincan ilinin Kemaliye ilçesine bağlı, Tunceli sınırına yakın ve de Sünni halkın yaşadığı bir köydür. Sivas katliamından 3 gün sonra, yani 1993 yılının 5 Temmuz akşamı köy baskına uğrar. 33 köylü kurşuna dizilir. Okul, cami ve tüm evler yakılır.

20 kişi gözaltına alınır. 18 kişi beraat eder. Örgütsel ilişkiden 2 kişi mahkûm olur. Diyebiliriz ki, Sivas'ta Alevileri hedefe koyan derin irade”, Başbağlar’da Sünni katliamına imza atmıştır. Amaç, kitlesel büyük bir Alevi-Sünni çatışması yaratmaktır.

Bu davanın yargıçlarından Şakir Kadıoğlu diyor ki: “Katliamdan dolayı tutuklananların olayla hiçbir ilgisi yoktu. O davada hiçbir sanık suçlu değildi. Olay yeri incelemesini yapan asker kimin adını yazdıysa, mahkeme karşısına o çıkarıldı.”

Ve devamla, “Peki kimler getirildi mahkemeye? Tunceli'de tırpancı olarak tabir edilen bölgenin Alevilerinden yakaladıkları kişiler diyor yargıç Şakir Kadıoğlu.

***

Aslında tüm bu katliamlar, bir siyasal projedir.

Alevi ve Sünni halk bu projede kullanılmıştır. Kullananlar amacına ulaşmıştır.

Özellikle Çorum katliamı ile 12 Eylül darbesinin son kilometre taşları döşenmiş, yönetime el konulmuş, anayasal sistem lağvedilmiş, toplumsal muhalefet bastırılmış, toplum sindirilmiş ve 24 Ocak kararları ile ülke ekonomisi küresel sermayeye teslim edilmiştir.

Peki, ne yapılmalıdır? Elbette yapılacak şey, bu siyasi körlükten kurtulmaktır.

Evet, dün yani 2 Temmuz, Sivas katliamının yıldönümü idi.

Yarın 4 Temmuz, Çorum katliamının yıldönümü...

5 Temmuz ise Başbağlar katliamının yıldönümü...

Üzerlerinden yıllar geçti, ama belleklerden silinmedi. Hesabı sorulmadı. Acıları unutulmadı. Hiçbir iktidar bu acıları söndürmedi.

Ve de devlet halkıyla yüzleşmedi.

***

Tüm bunlara karşın diyebiliriz ki:

-Neden Alevi ve Sünni halk, bu katliamları birlikte kınamasın?

-Neden birlikte bir duruş göstermesin?

-Ve neden birlik ve beraberliğinateşini birlikte yakmasın?

Galiba asıl sorun, işte bu olsa gerek