UNUTTURULAN ZAFER: 100. YILDÖNÜMÜNDE KUT’ÜL AMMARE

Abone Ol

Egemen güçler kendi yanılgı ve yenilgilerinden dersler çıkararak yeni taktik hamleler geliştirirlerken yenilgilerinin de üstünü örterler. Onu onlara yaşatan toplumlara da kendi zaferlerini unutturmaya çalışırlar.
Eski çağın iki süper devleti Hitit ve Mısır’dı. Mısır hiyerogliflerinde yola çıkarak tarihi kaleme alırsanız Hitit zaferini göremezsiniz. Hitit kaynaklarına ulaşılana dek savaşı Mısır’ın kazandığı söylenegelmiştir. Bu savaş sonrası yapılan Kadeş Antlaşması ise tarihte bir ilktir.
Kut'ül Ammare, Dicle Nehri kıyısında Şattülarap kanalı ile birleşen Basra Körfezi'nin 350 km kuzeyinde,Bağdat'ın 170 km güneyinde bulunan bir kasabadır. 1915 yılı sayımına göre nüfusu 6500’dür.
Kut'ül Ammare Kuşatması (7 Aralık 1915 - 29 Nisan 1916), İngiliz kuvvetleri ve müttefikleri ile Osmanlı kuvvetleri arasında geçen I. Paylaşım Savaşı'nın temel muharebelerinden biridir. 1. Kut Muharebesi olarak da bilinir.
Dicle Nehri kıyısında Kut'ül Ammare şehri yakınlarında konuşlanmış İngiliz ve müttefiklerinin kuşatılmasıyla başlayan muharebe, kasabanın Osmanlı Ordusu tarafından ele geçirilmesi ve İngiliz birliklerinin tamamının esir alınmasıyla bitmiştir.
Kut'ül Ammare İngilizlerin tarihlerindeki en büyük yenilgilerinden biridir ve Çanakkale’den sonra ikinci büyük zaferimizdir.
İngilizlerin petrole olan iştahı…
1903’de donanmalarını buharlı motor teknolojisinden mazotlu motor sistemine geçiren İngilizler için petrol olmazsa olmaz önem ve değerdedir. Petrol konusunda daha pek kimselerin uyanmadığı o dönemde Irak’ın petrol sahalarını ele geçirmek İngilizlere kan nakli olacaktır.
Bu gerçeklik bir kez daha göstermektedir ki ekonomi bilmeden tarihi ve siyaseti doğru okumak mümkün değildir.
Unutulan ve/veya unutturulan bu önemli zaferimiz, 100. yıldönümünde aylık tarih ve kültür dergisi Yedikıta Dergisi’nin Nisan sayısında kapak konusu yapılarak işlenmiştir.
Kut'ül Ammare zaferi üzerine doktorasını yeni tamamlayan Dr. Sezai Dumlupınar’ın makalesi savaşın arka planını anlatmaktadır.
Ancak ne yazıktır ki, Osmanlı Ordusu bu zaferle ele geçirdiği inisiyatifi, ilerleyen aylardaki hatalı kararlarla devam ettirememiş, bir yıl sonra İngilizler karşısında ağır yenilgilere uğrayarak Bağdat'ı ve sonraki dönemde de tüm Irak'ı terk etmek zorunda kalmıştır. Uygarlıklar beşiği Mezopotamya'daki dört yüz yıllık Osmanlı egemenliği böylelikle sona ermiştir.
Bölgenin günümüzde de istikrarlı bir yönetime kavuşamadığının altını çizmemiz gerekiyor. Ortadoğu’da istikrar ve huzurun olmayışının sebeplerinden biri emperyalizmin petrole olan ihtiyacıdır. Diğeri ise Birinci Paylaşım Savaşı sonrası bölgede kurulan/kurdurulan devletlerin İran dışında hiçbirinin ulus devlet olamayışlarıdır. Benzer durum Birinci Paylaşım Savaşı öncesi Osmanlı Devleti’nde ayrılarak kurulan devletler için de söz konusudur. İkinci Paylaşım Savaşı’nda Nazi işgaline uğrayan bölgede devletler bağımsızlık savaşı vererek ulus devlet olma yolunda mesafe almışlarsa da yakın dönemde Yugoslavya’nın neredeyse şehir devletlerine bölünmesi ibret alınacak bir olgudur.
Tarih, ibret alamayanlar için tekrar eden bir senaryo olmaya devam etmektedir.
Yarı resmi bir toplantıda Fransa İmparatoru III. Napolyon, Fuat Paşa’ya istediklerini sıralar.
“Süveyş Kanalı açılmalı, Girit, Osmanlılardan alınıp Yunanistan’a verilmeli, Kudüs’teki kutsal yerlerden Katoliklere ait olanların yönetimi Fransızlarda olmalı”...
İmparator, Osmanlı Devleti’nin bunlara kolay kolay razı olmayacağını bildiği için de aba altından sopa göstererek tehdit eder.
Bu tehdit karşısında, Fuat Paşa verdiği şu cevapla tarihe geçmiştir. “Haşmetmeab, siz, bendenize, başka bir devlet gösterebilir misiniz ki, üç yüz senedir, sizin dışarıdan, bizim içeriden devamlı tahribimize direnebilmiş olsun! Evet, üç yüz senedir, siz dışarıdan, biz içeriden, Osmanlı’yı yıkamadık!”
Dışarıdaki oyun kuruculara da, içerideki işbirlikçilerine de duyurulur.